2013 ve Caz Albümlerim

Joshua Redman ‎– Walking Shadows

Joshua Redman ‎– Walking Shadows

Joshua Redman ‎– Walking Shadows

İlk albümünü çıkarttıktan yirmi yıl geçtikten sonra saksafoncu Joshua Redman en sonunda yıllanmış bir hayalini gerçekleştirdi ve sadece baladlardan oluşan yaylılarla destekli bir albüm yayınladı. Albümün adı “Walking Shadows” ve projede yer alan cazcılar nefes kesecek nitelikte. Belli ki Joshua Redman’ın çağrısına sessiz kalınmamış. Teller ile çalınan enstrümanlara hayat veren sanatçıların başında piyanist Brad Mehldau, özellikle kendi yapıtı Highway Rider’dan kısa bir süre sonra karşımıza çıkması heyecan verici. Walking Shadows’da benzer bir panoramik ritimsel kurgu var. Orijinal tınılar, Joshua Redman’ın saksafonu etrafından doğup gelişen ritimler ile özgün bir yapılanmaya giriyor. Free Caz saksafoncusu Dewey Redman’ın oğlu olan Joshua Redman her girdiği müzik iş birlikteliğinden anlının akı ile çıkmayı başarıyor. Tema free, avant-garde, çağdaş ve/veya klasik caz olsun Redman hiç zorlanmadan adeta evindeymiş gibi enstrümanını adapte ediyor. Hiç bir aşamada kalıbın dışına çıkıp sırıtmıyor. Komplike ve modern caz eksenine saksafonu sayesinde sorumlu bir şekilde süzülüp, hiç zorlanmadan kendi ortamını var ediyor. Şüphesiz Joshua Redman bu yeni projesinin keyfini fazlasıyla çıkartıyor.

İbrahim Maalouf ‎– Illusions

İbrahim Maalouf ‎– Illusions

İbrahim Maalouf ‎– Illusions

“Wind”den sonra İbrahim Maalouf’un yeni çalışması “İllusions” ile karşımızda. Miles Davis dünyasında dolaşan sanatçı şimdi daha enerjik ve kendi kişilikli müziğini yoğun bir şekilde hissettiren bir albüm ile karşımızda. Yoğun kıvrak melodik ritimlerin bol trompet vuruşları ile yoğrulmuş bir albüm “Illusions”. Tam bir müzik gökkuşağı ile harmanlanan albüm İbrahim Maalouf’un elindeki tüm birikimi aynı havanda bir araya getirmesinin yansıması. Bu farklılık zaten albümün nefis kapağından da belli oluyor.

Derin ve dokunaklı trompet üflemeleri, melodi ve armoni zenginliği içerisinde var olan derinliğinden gelen hüzün ve coşku yoğunluğunun duygusal serüvenine dinleyene eşlik ediyor. “İllusions”da bir çırpıda görülemeyecek sanatsal özellikler sezinleniyor ve ilişkilendiriliyor. Birbirine kusursuzca işlenmiş katmer katmer müzik seviyesi altında yatan çok boyutlu ve yorumlanabilir bir anlayışla, süreklilik ve değişkenliğin dengeli ölçüde kullanıldığı, bilişsel estetik bir altyapı.

Ön yargısız, kucaklayıcı ve her şeyden öte samimi bir albüm var karşımızda.

Marius Neset - Birds

Marius Neset – Birds

Marius Neset – Birds

Norveçli saksafoncu son dönemlerde caz kulvarında en heyecanla takip ettiğim müzisyenlerin başını çekiyor. Bu albümde dinleyen bir maceraya yelken açıyor; pek çok ritim etkileşimi, inovasyonu ve yaratıcılığın çarpışması sonucu ortaya çıkan yoğun bir enerji patlaması. Bu haliyle haklı olarak caz klasikleri arasında yer alabilen “Birds” her parçasında dinleyeni bir sürpriz unsuru ile karşılıyor. Neset’in doğaçlama gücü ile önceden yazılmış besteleri inanılmaz bir beceri ile eşleştiriyor. Müziği ile insanın kendisine has kılan fakat pek tanımadığı, ayak süremediği bir alana, geniş bir bilinç dışı ülkesine dinleyene eşlik ediyor.  Neset bu çalışmasında hem bir grup lideri hem de icracı olarak karşımızda. Sanatçının yeteneği, ilhamı ve çağdaşlığı bir tezgâh gibi önümüze serilmiş durumda. Taze, dinç ve başlangıç ile bitiş arasında dipsiz bir yaratıcılık sergileyen parçalar yükselmekte olan bir saksafon güneşinin kanıtı.

RGG – Szymanowski

RGG – Szymanowski

RGG – Szymanowski

Bir piyano üçlüsü için en büyü değişim temel kuruculardan biri olan piyanisti değiştirmek. RGG altıncı albümleri “Szymanowski”de karşımıza Przemyslaw Raminiak’ın yerini Lukasz Ojdana ile doldurarak çıktı. Bu tür bir değişim insanda kalp nakli ile eş değer. Yeni üyenin gruba uyumunun haricinde grubun onun kabul etmesi de çok önemli. RGG bunu bence çok iyi başardı ve başarmakla kalmayıp bence 2013’ün en güzel caz albümlerinden birine de imza attı. OGG olarak yola devam etmeleri beklenirken aynı isimleri ile kariyerlerini sürdürmeleri de ne kadar egodan sıyrılmış olduklarının güzel bir göstergesi.

Bu albümde üçlü Polonyalı meşhur klasik besteci Karol Szymanowski’ye bir ağıtta bulunuyor. Müzik camiasında göz ardı edilen belki de Polonya’nın en çağdaş ve yaratıcı bestecisi Szymanowski’nin üçlünün yeni projesinin çekirdeğini oluşturması ekibin ne kadar girişken olduğunu kanıtı. On üç parçadan oluşan albümde ağırlık Szymanowski yorumları ancak grubun cesur, özgür ve tutku dolu karakteri asıl dikkat çeken faktör. Ritimler arası gidip gelen inanılmaz akıllı istikrar ve otorite, müziğin gücünü tüm varlığı ile gerçekçi kılıyor. RGG yine kendi sonik bir dünyadan melodileri entelektüel iniş çıkışlarıyla çırılçıplak bir şekilde insanın en gizli hislerini ve arzularını ortaya çıkarıyor.

Tingvall Trio ‎– In Concert

Tingvall Trio ‎– In Concert

Tingvall Trio ‎– In Concert

Bu Tingvall Trio’nun ilk konser albümü ve her ne kadar sıfır yeni bir çalışma olmasa bile u yılın en başarılı çalışmalarından biri olarak listemde hakkıyla yer alıyor. Hamburg merkezli grup aslında İsveçli Martin Tingvall (Piyano), Kübalı Omar Rodriguez Calvo (çift bas) ve alman Jürgen Spiegel (bateri) oluşuyor. “In Concert” aslında dört stüdyo çalışmasından sonra gelen canlı ama aynı zamanda bir toplama albüm. Grubun canlı performanstaki enerjisini yansıtan ve ilk andan beri ritimleriyle üçlüyü tanıyan veya tanımayan her dinleyiciyi kavrayacak nitelikte.

27 Ekim 2012 Bad Wörishofen ve 28 Ekim 2012 Inssbruck konserlerinden oluşan kayıtların bir potpurisi “In Concert”. Grubun bütünlüğü kusursuz; ağır, ritmik akkorlarla ilerleyen ve nihayetinde ana sese dönüştürülen dinleyeni tatmin duygusuna taşıyor. Grubun canlı performans gücü müziğin nağmelerinde ortaya çıkıyor. İhtiva ettiği ritimlerin sayesinde gerçek farkındalığı yaratıyor. Kuvvetli ritimler, kusursuz senkronizasyon, duygu seli coşkulu bir etki meydana getiriyor.