Atoms For Peace – AMOK

Atoms For Peace Kolaj

Atoms For Peace Kolaj

Dansın şarkı ile birleştiği, makinenin insan ile kapıştığı bir albüm “Amok”. Kelime anlamına bakarsak, kontrol dışı ve dağınık davranmak olarak İngilizce sözlülüğünde ifade edilmekte. Oysa ben ilk bu ismi duyduğumda bana hemen Alejandro Jodorosky’nin kaleme alıp Moebius’un çizdiği “The Incal” adlı bilim kurgu çizgi romanında yer alan Amok’ların Kraliçesi adlı karakter geldi. Bilim kurgu, uzay, zaman, teknoloji, insan ve uzay hepsi bir arada olan romanın müzikal açılımı “Amok”.

Evet, hepimiz Thom Yorke’u biliyoruz, neler yaptığını ezberlemiş durumdayız. Bunları tekrar, tekrar anımsamanın bir anlamı yok bence. Sanatçı çıktığı bir noktadan kendini geliştirerek ve dokunduğu her projeyi müzik dostları ile iş birliği yaparak bir sonraki evreye taşıdı. Radiohead gitarları bir yere atarak elektronik müziğe hiç sinyal vermeden daldığında pek çok müziksever tarafından taşlandı. Bu grubun akıbeti ne olacaktı, o dönemlerde sık sık akıllarda dolaşan bir soru idi. Oysa bir mucizeden başka bir şey olmadı. Radiohead hiç kimsenin idrak bile edemeyeceği keskinlikte istediği müziğe yönlendi. O zamandan beri de, dünyanın süper grubu olarak yoluna devam ediyor.

Bu evrimin başından beri var olan Thom Yorke ve Nigel Godrich (evvel zamandan beri Radiohead’ın prodüktörü) yine “Amok” atmosferinden en fazla teneffüz edilen elementler. Her ne kadar Yorke’un durup dururken çıkarttığı ilk solo albümü “The Eraser”da Godrich arka planda kalmış olsa bile, fikir ve yönlendirme gücü hissediliyordu. “Amok” ise Yorke’un kılık değiştirmiş yen solo çalışması niteliğinde. Burada sanatçı yanına Red Hot Chilli Peppers’dan tanıdığımız çılgın basçı ve bol bol pipi yorumları yapan Flea’nin yanı sıra, Beck’ten bildiğimiz baterist Joey Waronker ve Forro In The Dark grubunun bir üyesi olan perküsyoncu Mauro Refosco’yu almış. Ancak bu sanatçılar, bu yazıda isimlerinin kapladığı yer kadar albümde varlık göstermiyor. Dediğim gibi sanki “Amok”un maskeleri gibi. Bu ekip orijinalde, yoğun ilgi sonucu The Eraser için turneye çıkmak zorunda kalan Thom Yorke’a eşlik eden müzisyenler idi. Orada da siluet olarak var olan bu sanatçılar, bu özeliklerini “Amok”ta da sürdürüyor. Varlıkları çok fazla su yüzüne çıkmıyor.

Atoms For Peace Kolaj

Atoms For Peace Kolaj

“Amok”ta hedef insan ve makine arasındaki uyumun yansıması. İnsan emeği nerede bitiyor, makine emeği nerede başlıyor veya tam tersi. Bu ince sınır etrafında yapılandırılan çalışma uzay ve zaman arasındaki uyumu dinleyenlere ulaştırıyor. Genellikle bir boşluk olarak görülen uzay aslında milyonlarca unsurdan oluşan bir platform, bunun içerisinde yer alan kütleler ise içerdikleri yoğunluk ile var oluyor. “Amok”ta böyle bir uzay içerisinde var olan bir yoğunluk. İlk başta boşluk hissiyatı veren albüm kısa bir süre sonra uzayda yarattığı yoğunluk ile dinleyeni etrafında döndürmeye başlıyor. Kendi yer çekimini sağlayan ritimler adeta damlaya damlaya müzikseverleri gizli bir güç ile sarmalıyor. İnsan ile makine bütünleşmesi bir sürtüşme yaratacağı tahmin edilirken aksine bir kararlılık ve bütünlük sağlıyor. Sık sık tekerrür eden perküsyon (muhtemelen Mauro Refosco’ya ait) ritimleri, her e kadar ritmik bir sese sahip olmasa bile  Thom Yorke’un vokalleri ile ileriye doğru şahlanıyor.

“Amok”un ihtiva ettiği atmosfer “The Eraser”a kıyasla daha aydınlık ve ferah. Daha bir ritim mantığı ile yoğrulan albüm, zaman zaman pasif zaman zaman ise saldırgan. Psikolojide bahsedilen pasif-agresif tanısı bu olsa gerek. Sosyal ortamlarda sakin sakin kendi halinde olan ritimler yalnız kalınca adeta müzik çalardan fiziksel olarak uzanın dinleyeni yerden yere vuruyor. Gayesizlik, boşluk, ilelebet duyarsızlık ve kontrolsüz uyuşukluk “Amok”un beslendiği ana kaynaklar. Parçalardaki sözler çok etkin bulunmamış olmalarına rağmen ben tam aksini düşünüyorum. Zira bundan daha uygun bir kelime ordusu bir araya gelemez idi.

WhatTheEyeballsDid

WhatTheEyeballsDid

“Amok” odak noktası keskin olan ve ne ifade etmek istediğini bilen bir albüm. Bunun en büyük örneği 6. parça olan ‘Stuck Together Pieces’. Tüm o enstrüman zenginliği bu parçada ön plana çıkıyor. Tam bir uyum içerisinde evlenen ritim makineleri Yorke’un ilahi gibi tekrarladığı ‘You won’t get away so easily’ ile albümün amacını ortaya çıkartıyor. Öyle kolay kolay kurtulamazsınız… Yetmişlerde yapılan bir elektronik deneyin adeta günümüze ışınlanmış yorumu olan ‘Dropped’ sanki bir Atari video oyunu için kurgulanmış ama şu ana kadar günışığı görmemiş gibi. Albümün açılışını yapan ‘Before Your Very Eyes’ Afro-pop gitar tınıları ile tempolar arasında vites değiştiriyor ve tüm müzikal şamata üstünde süzülen Yorke’un sesi ile melodik olarak bükülüyor. Güzel bir giriş parçası olarak kabul gören bu çoklu melodik ritim havuzu sonlara doğru mükemmel seviyesine ulaşıyor. ‘Judge, Jury and Executioner’ belki de, derin bas savuşturması ve arka fonda yer alan inlemeler ile albümde yer alan en takım çalışması. Özellikle, “Ben rüzgâr gibiyim ve kızgınlığım dağılacak ve ben katmer katmer konuşuyorum” gibi filozofik sözleri dikkat çekici. Albümünün ilk 45’liği ‘Default’ aşındırma hissi veren vuruşları ile karanlık bir ormanda gözünüz kapalı koşma hissi yaratıyor. Elbette bu koşma çabası içerisinde düşüyorsunuz, ama arkanızdan gelen enerji dürtüsü ile tekrar ayağa kalkıp özgürlüğünüze koşmaya devam ediyorsunuz.

“Amok”, akustik ve elektronik tonlar arasında var olan sonsuz bütünleşme. Yorke’un Radiohead’in “In Rainbows”dan sonra imza attığı en heyecan verici proje olduğu şüphesiz. “Kid A” ve “Amnesiac” gibi albümlerde yer alana deneysel keskinlik burada da var ancak çok daha hacimli ve muazzam.

Her ne kadar “Amok”un bir takım çalışması olup olmadığı sorgusu gündeme sık sık gelecek olsa bile, içerdiği müzik kalitesi bunu gölgede bırakacak. Zira her parça birbirinden güzel ve asıl önemli olan da bu değil mi zaten. Burada yer alan ritimler, melodiler, tonlar, armoniler, akustik ve elektronik çözümlemeler ancak kendi kulvarında doruğa ulaşmış müzisyenlerin sahip olabileceği kalitede ve hassasiyette.