Avishai Cohen ve Seven Seas

 

Seven Seas Albüm Kapağı

Seven Seas Albüm Kapağı

Kanımca günümüz caz dünyasında Avishai Cohen olabilecek en yaratıcı sanatçı ve özellikle eşsiz bir basçı. Mevcut olan caz platformunda kendi özgün serüvenini yaşayıp dinleyicileri de bu maceraya katan nadir sanatçılardan biri kendisi. Asıl kimliği bestekar, ancak aynı zamanda bir bas çalgıcısı, solisti, aranjörü ve müzik terzisi. Ağırlıkta kendi özgün müziğini besteleyen bu dramatik müzik adamı, bas haricinde, profesyonel anlamda piyanoda çalabilmekte. Alaylı olup müziğe bu kadar tutku ile bağlı olan bir sanatçı pek nadir günümüzde. Bu tutkusunu ise bestelediği müzikler ile kolayca dinleyene aktarabiliyor, adeta bir müzik iletkeni kendisi.

2009 tarihli “Aurora”ya kıyasla İsrailli bas virtüözü Avishai Cohen’in bu yeni çalışması, biraz olsun sanatçının şarkı söylemesinden arınmış ve çok daha geniş bir müzik yelpazesine kucak açıyor. Musevi folk ritimlerine ciddi anlamda bulandığı “Aurora”dan sonra gelen “Seven Seas” Avishai’nin kendisinden beklendiği üzere ciddi caz normlarına döndüğü, yaratıcılık ile beslenen müzikseverlerin göz ardı etmemesi gereken bir çalışma.

Yine de albüm boyunca Avishai çokta fazla cezp edici olmayan vokallerini kullanmaktan çekinmiyor. Ancak “Seven Seas”de, Avishai vokalleri konusunda farklı bir patikaya giriyor. İnsan sesinin en eski enstrümanlardan birisi olduğunu bizlere hatırlatıyor ve neredeyse her yeni parçasında vokallerini bir enstrüman olarak kullanıyor. Bunun en bariz örneği ise albümün ilk görücüye çıktığı parça ‘Seven Seas’ de büyüleyici bir şekilde ortada. Bas ve vokal ahengi içerisinde dinleyeni karşılayan ‘Seven Seas’ hemen ara vermeden Shai Maestro’nun piyano ritimleri ve bateri vuruşları ile taşınıp bol bas doğaçlaması ile, çalışmanın önemli beğeni tuğlası olacağını kanıtlıyor. Yine Ladino kültürüne tutkuyla sarılan sanatçı, caz unsurlarını geçmişi ile harmanlamayı başarıyor. Bunun ilk sinyaline ‘About A Tree (Oyfn Weg Shteyt a Boym)’ ninnisinde rastlıyoruz. Karşımızda en ufak frekans doruğu yakalamayan bir parça var demeye başladığınız an, Itamar Doari’ın agresif perküsyonu parçaya bir hareket getiriyor ve açıkçası ileri atlama tuşuna basılan bir eser olmaktan son anda kurtuluyor.

Albümün süresini yedikçe, akkorların savaşına aşina olduğumuz Avishai Cohen’den özlem ile beklediğimiz, eski parçalarını anımsatan pek fazla beste olmadığını fark edebiliyorsunuz. Bu ne kadar önemli? Bence hiç değil. Bu çalışmada basçının ve bir o kadar da piyanist olan Avishai Cohen’ın yeni ritim sularına sokulduğuna şahit oluyoruz. Bu da oldukça heyecan verici. Yaratıcılığı kamçılayan, kolay kavranabilen müziksel işlemeler. Parçalarda her zaman olduğu üzere bas ve perküsyon atışması ön planda, bunlara udi Amos Hoffman’ın ve soprano saksafoncu Jimmy Greene’nin ritimleri eşlik etmekte.

İniltilerle bezenmiş bol romantik bestelerin yer aldığı bu çalışma, sanatçının en iyilerine uydu olabilecek nitelikte. Kesinlikle 2 yıl önceki “Aurora”nın pek çok gömlek üstünde ve kesinlikle Avishai severlerin ve yeniliğe açık caz dinleyicilerinin kaçırmaması gereken bir üretim.