Bobby Womack: Evrendeki En Cesur İnsan

Bobby Womack

Bobby Womack

Sanatçı acı çektikçe daha üretken ve kalıcı eserler verdiği inancı yaygındır. Bir noktada da doğruluğunu koruyan bu klişe ifade özellikle Bobby Womack’i bana andırır. Bu sanatçının başına gelmedik kalmamıştır. Tek tek tüm bu talihsiz olumsuzlukları yazarak negatif bir giriş yapmak istemiyorum onun için meraklı olan arkadaşlar kısa bir araştırma ile bu bilgilere ulaşabilir. Bu yılın mart ayında gelen bir haber beni cidden üzdü, Bobby Womack kolon kanseri teşhisi ile tedavi görüyordu. Söylentilere göre kanser sinsi ve saldırgan idi. İnsanoğlu kötümserliğe ayrı bir kredi verdiğinden olumsuz bir habere kendimi alıştırırken yeni bir haber beni sevindirdi. Bobby Womack Mayıs ayı içerisinde çıkartılan kanserli tümör sayesinde kanser ile olan birebir savaşı kazanmıştı ve bunun üzerine de yeni bir albüm kaydetmişti. Albüm adeta sanatçının olası bir kötü sonuca istinaden, bulunduğu gri bölgede, ameliyat öncesi kaydedilmişti. Her ne kadar konuşulmasa bile bir tür vasiyetname gibi.

Bobby Womack The Bravest Man In The Universe

Bobby Womack The Bravest Man In The Universe

Yeni albümün adı ise oldukça manidar “The Bravest Man in the Universe” yani evrendeki en cesur adam. Belli ki Womack’de başına gelenlere istinaden çıkış noktasını bu ifade ile buluyor. Yaşamış olduklarının karanlık ve kırılgan yansıması olduğu gibi bu yeni çalışmaya taşınmış. Womack’ın yaşadıkları acı bir ortamda albümün genel havasını oluşturuyor. Britanya’nın en saygın alternatif müzik firması XL Recordings tarafından basılan albüm Womack’in 27. üretimi olarak raflarda yerini aldı. Önceden iki defa daha birlikte çalışan Damon Albarn’ın da beste konusunda katkıda bulunduğu çalışma sanatçının on iki yıldan beri gelen ilk üretimi. Burukluk kokan bir melodik silkelenme.

İçerindeki haykırış, cesaret ve duruş ilk ritmik vuruş ile dinleyeni kavrıyor. Otomatik tonların arasında yükselen yırtık ve acılı Womack vokalleri ile albümün dinamikliğine davet ediliyorsunuz. “Sizlere anlatacağım bir öyküm var / etrafımda toparlanın erkekler ve kızlar / bir zamanlar kaybolmuştum ama şimdi bulundum” sözleri ile karşılıyor Womack dinleyeni. Sanatçının en elektronik içerikli albümü olmasına rağmen ortada bir insan-makina karmaşası yok. Albüm süresince insan faktörü mutlak olarak elektronik katkıyı arka planda bırakıyor. Ham insanlık ve estetiğin var olduğu bir ruhaniyet.

Bahsettiğim gri bölge albümün kapağında görselliğe dönüşmüş durumda. Neden Bobby Womack’ın başparmağı öyle? Kırık mı yoksa. Dediğim gibi bir gri bölgeye adım atıyorsunuz. Tam kırılma noktasında, uçurumun ucunda olan, bir müzik ruhunun adım atıp atmama arasındaki gidip gelmeleri.

Bobby Womack ve Damon Albarn Stüdyoda

Bobby Womack ve Damon Albarn Stüdyoda

Albümde özel yerlere konumlandırılmış sanatçılar yer alıyor. Bunlardan en çok dikkat çekeni pek fazla beğenmediğim ve zaman zaman şiddetle eleştirdiği Lana Del Rey. Womack ile birlikte seslendirdiği ‘Dayglo Reflection’ belki de albümün en başarılı parçası. Özellikle LDR’in burada büründüğü karanlık tonlama inanılmaz etkili. Albümün dikkat çeken bir diğer parçası ise son zamanlarda oldukça başarılı ikili çalışmalara giden World Circuit’un yeni keşfi Malili Fatoumata Diawara. Womack’e ‘Nothin’ Can Save Ya’ parçasında eşlik eden sanatçı kanımca albümün en başarılı bestesine imza atıyor.

Pek çok müzik eleştirmeni bu albümün Womack’ın 30 yıldan beri yaptığı en iyi çalışma hatta kariyerinin en başarılı üretimi olarak yorumluyor. Açıkçası bu ifadeleri abartılı bulmuyorum. Karşımızda hayatının sonu geldiğine inanmış bir müzik adamının geriye önemli bir şey bırakma hedefiyle kurgulanan bir üretimi var. Yanına aldığı iki başarılı yapımcı (Damon Albarn ve Richard Russell) sayesinde ‘Across 110th Street’ parçasından sonra gelen en güzel melodik demet. Klavye ve ritimler ile ölüme karşı duran Womack her şeyi bir arada tutmayı başarıyor.

NOT: Bugün 28-06-2014’de yaklaşık bu yazıyı yazdıktan iki yıl sonra Bobby Womack aramızdan ayrıldı.