Brandt Brauer Frick SalonIKSV’de

Brandt Brauer Frick

Brandt Brauer Frick

Brandt Brauer Frick (Daniel Brandt, Jan Brauer ve Paul Frick – BBF) Berlin merkezli, Alman bir üçlü. Eğer kendileri hakkında kısa bir cümle kurmamız gerekirse; yaratıcı, cesur, meydan okuyan ve müzik terzisi olarak tanımlayabiliriz. Bu özelliklerin hepsinin aynı havanda olması nadir bir örnek olsa bile BBF için bunları sıralamak yanlış ve abartılı olmaz. “Miami” üçlünün üçüncü stüdyo albümleri. Bölük pörçük üretimlerden sonra aslında toplamda iki stüdyo albümü olan Alman ekip, Mart başı Berlin’de verdikleri tanıtım konseri ile yeni albümlerini dinleyicilerinin keyfine sundu.  Beklenti skalasının oldukça yüksek bir albüm olduğunun altını çizmekte fayda var, bundan dolayı da üçlünün üzerindeki baskıda her yönden hissedilir boyutta.

Eliane Radigue, Pierre Henry ve Karlheinz Stockhausen gibi elektro akustik müzisyenlerden ilham alan, tekno, yeni klasik caz ve dans kulvarında ilerleyen üçlü, bu albümlerinde daha az stresli, basıncın yükü alınmış, daha içedönük ve mekanik  nokta vuruşlar ile eksenine yenilikler katmış. 2010 tarihli “ You Make Me Real” ve 2011 tarihli “Mr. Machine” pek çoğumuzun tekrar tuşuna bastığı üretimlerdi. Özellikle ‘Caffeine’ ve ‘Bop’ parçalarının videosu benim Youtube’da en fazla izlediğim videolar arasına girdi.

Brandt Brauer Frick

Brandt Brauer Frick

Grubun yaratıcılığı pek çok yapımcının pabucunu dama attıracak nitelikte. Ekip tahta nefesli çalgılar ve yaylılar gibi insani enstrümanlar kullanarak bilgisayar müziği yapıyor. Önceden kaydedilmiş örneklemeler (sampler) ve sintesayzır ritimlerinden arınmış müzik yapan ekip, müziklerini duygusal vücut müziği olarak tanımlıyor.  Sahnede ne dizüstü bilgisayar ne de yüzlerce giriş çıkış yapan elektronik kablo görmüyorsunuz. Aksine arplar, tubalar ve piyanolar başrollerde.

“Miami” grubun aşina olduğumuz kulvarının dışında duran bir çalışma. Daha farklı, karanlık ve ham. Tam bir Alman kurgusu var; eğlenceli müzik ile ciddi müzik arasında keskin bir çizgi çizilmiş durumda. Her şeyi bir araya getirip ortaya ne çıktı deneyselliğine girmiyor ekip, aksine her ritim galaksisini en ince detayına kadar irdeleyip buluşma noktalarını belirliyor. Kendi kuralları içerisinde elektronik, tekno, caz ve klasik müzik eliptik ekseninde dolanıyor. Hiçbir şekilde karma damgasını ile etiketlenmeyi kabul etmiyor BBF. Hedefledikleri müzik ise Amerikan minimalist ritimleri ile tekno müziğinin polimetrik bir uzantısı.

Miami albüm kapağı

Miami albüm kapağı

BBF yeni çalışmaları “Miami” için eskiden beri tanıdıkları Jamie Lidell, Nina Kraviz, Gudrum Gut (German nutters ve Einsturzende Neubaten gruplarının kurucu üyesi), Erika Janunger  ve  Om’Mas Keith ile çalışma imkanı yakalamış. BBF ilk defa bu albümde karşımıza ciddi şarkı sözleri ile çıkıyor. Om’mas Keith ile birlikte yazılan ‘Plastic Like Your Mother’ tek bir akort ile başlıyor, Keith gayet sakin bir biçimde şarkıya eşlik ediyor ve ortaya belki de albümün en dikkat çeken parçalarından biri seriliyor. Ancak yine de bu parçanın üç buçuk dakikalık ömründe tek bir yer bile tekrarlanmıyor. Grubun hedefi tahmin edilmemek ve her köşede sizleri bir sürpriz ile karşılamak. Albümün gergin ritimsiz giriş parçası ‘Miami Theme’ de aslında genel havayı hemen algılıyorsunuz. ‘Ocean Drive’ askeri marş ritimleri ile yine gerilmeye hazır olanlara hitap ediyor ve yavaş yavaş albüm boyunca tekno ritimlerine süzülen ekibin alt yapısını hazırlıyor. Kabaca ihmalkârlık olarak çevirebileceğimiz ‘Verwahrlosung’ albümde endüstriyel müzik ile flört eden parçaların başını çekiyor. Sürekli çekilen keman telleri ve sık sık ön plana çıkan korku anları, parçanın beslendiği ana kaynak. Nina Kraviz’in ansızın giren vokalleri ise tüylerinizi diken diken edecek nitelikte. Ama yine de alt yapıda yatan bir güzellik var, zor elde edilen bu güzelliğin değeri bir başka. Jamie Lidell’in katkıda bulunduğu iki parça ‘Broken Pieces’ ve ‘Empty Words’, her ne kadar üçlünün nispeten gevşediği anları yansıtıyor olsa bile, albümün kanımca doruk anları. Lidell’in aşına olduğumuz soğukluğu ve kopukluğu BBF’nin kimyasına uymuş. “Miami” de odak noktası sürekli değişken, bir dakika bile davul ritimleri dinlerken, bir dakika her şey hayra yorumlanmayan bir sinsiliğe gömülüyor. Açıkçası BBF burada vücudun dans etmesinden öte beynin sürekli karanlık düşünceleri sürüklenmesini amaçlıyor gibi.

BBF’in müzikal virtüözlüğü ilk andan itibaren aşikâr. Kullanılan her enstrümanın ileriye doğru atılan darbeli dürtme gücü, dinleyenleri kalıplaşmış mutluluğa boğmanın aksine bir güce doğru savuruyor. Organik bir yapı ile mekanik bir yapının ilk buluşmasının sonucunda çıkan bir deha fikir gibi. Büyük bir müzik havanına sahip olan BBF’i yakından tanımak ve onların müzikal dünyası ile tanışmak için 22 Mart 2013’de Salon IKSV’de olmanızı şiddetle öneririm.