CocoRosie: Gotik Bir Öykü

Hep farklı müzik türlerine açık olmaya çalışırız. Bazen, önümüze ayaklarımızı yerden kesen bir grup çıkar, bazen de ikinci parçasına kadar dayanamadığımız korkunç bir çalışma. Ama önemli olan şey, hep bir arayış içinde olmamız, çünkü bir gün nerden ne çıkacağı hiç belli olmaz. İşte; New Yorklu (yarısı Cherokee soyundan gelen) Casady kardeşlerden oluşan CocoRosie de farklı bir arayışa girdiğinizde karşınıza çıkabilecek güzel sürprizlerden birisi. Yaptıkları müzik alışkın olduğumuz ana müzik akımından oldukça farklı, hatta zaman zaman rahatsız edici, ancak dinledikçe bu kız kardeşlerin yaptığı deneysel melodi sentezinin özünde ne kadar sıcak ve yaratıcı olduğu fark ediliyor. Bu yıl 5-16 Temmuz tarihlerinde düzenlenen İstanbul Caz Festivali kapsamında CocoRosie’nin 12 Temmuz akşamının programını kapatmış olması oldukça heyecan ve gurur verici. IKSV’nin alternatif akımdan olan bu sessiz sedasız orijinal ikiliyi bulup Türk müzikseverler ile buluşturuyor olması ayrı bir teşekkür hak ediyor.

Yıllar önce birbirinden ayrılan Casady kız kardeşler tamamen farklı hayatlar sürdürürken, bir gün birbirlerini Paris’te bir banyoda bulmuşlar. Sonsuz yağmur ve karanlık havanın yoğunluğu altında, birbirlerini yeniden keşfeden Sierra ve Bianca kardeşler, bu süre zarfında yıllar boyunca sakladıkları müzik birikimlerini işlemeye başlamışlar. Böylece CocoRosie isimli grup doğmuş.

Sierra (Vokal/gitar/flüt) ve Bianca (vokal/vurmalı çalgılar), 2004 yılında Paris’teki evlerinin banyosunda kaydettikleri La Maison de Mon Reve (Benim Hayal Evim) albümleri ile ilk defa görücüye çıktılar. Touch & Go etiketi ile çıkan albüm, farklı sözleri, ucube ve gotik ses süzmesi, yanıltıcı masumiyeti ve sakinliği ile alternatif müzik dinleyenlerin dikkatini çekti. Devendra Banhart ve Bright Eyes gibi sanatçıların alt grubu olarak sahne alan CocoRosie, kendisine az, ancak sadık bir dinleyici kitlesi oluşturmayı başardı. Bu ilgi karşısında Casady kardeşler hemen kolları sıvayıp yeni çalışmalarına hız verdi.

Yeni albümleri Noah’s Ark geçtiğimiz yıl yine Touch & Go etiketi ile piyasaya çıktı ve bekleyenleri tarafından coşkuyla karşılandı. Sürrealist bir müzik kutusu portresi çizen albüm, gücünü hamurunda yer alan karanlık, ürkütücü ve fantezi temalı melodilerinden almakta. Devendra Banhart ve hakkıyla geçen yıl Mercury ödülü alan Antony & the Johnsons’dan bildiğimiz Antony ‘nin Noah’s Ark ‘a katkıları ise ayrı bir heyecan yaratmakta. Özellikle Antony ‘nin Beutiful Boyz parçasında arka planda süzülen akustik piyano melodileri üzerindeki kusursuz mırıldanmaları ve sözleri tüylerinizi diken diken edecek kadar garip ama bir o kadar da büyüleyici. Devendra Banhart’ın Brazilian Sun parçasındaki mistik İspanyolca sözleri CocoRisie’yi gotik fantezi diyarlarına sürüklemekte. Kazandıkları cesaret ile Casady kardeşler yavaş yavaş dünya görüşlerini Noah’s Ark albümünde ortaya koymaya başladılar. Özellikle feminizm, eşitlik ve politik düşüncelerini damla damla parçalarının içine dinleyeni rahatsız etmeyecek şekilde damlatmışlar. Albümde yer alan diğer parçalardan South 2nd ve The Sea Is Calm ise kız kardeşlerin vokal eğitimlerini göğüs gere gere sergiledikleri eserler.

İlk albümün farklılığı ile büyülenenler bu albümde büyünün devam ettiğini görecekler. CocoRosie’yi bu albüm ile tanıyacak olanlar ise, karşılaştıkları yeni ses sentezleri sayesinde kesinlikle sihrin etkisi altına girecek. Arp ile oyuncak seslerini, cep telefonu melodileri ile müzik kutusu tınılarını, patlayan mısır sesleri ile inleme seslerini küçücük odalarda lo-fi kalitesinde sentezleyen CocoRosie, ahenksiz ses diyarına girmekten bir an olsun çekinmemiş. CocoRosie için Noah’s Ark, mantıklı bir ileri adım. İlk albümlerine kıyasla melodi, vokal çiftleşmesi ve ses düzenlemesi konusunda daha soyut bir deney.

Rock, blues, caz, hip-hop ve her türlü ses sentezini kişisel bir estetikle bir araya getiren kardeşler, minimal sanatla yoğunluk, ses ile sessizlik arasındaki sınırlarda süzülüyor. Kendi emekleri ile normal müzisyen olmanın ötesinden kendilerine has niş sanatçı olma yolunda ilerleyen bu cesur ve yaratıcı zamane ozanların özellikle konserleri sürprizlerle dolu. CocoRosie’nin besteleri , zamanı umursamayan, sade, temel ses öğelerin, karışık sözlerin, töresel müzik eşliğinde evlendiği enstrümanların bir şöleni. CocoRosie sıkılgan bohem hayat anlayışı ve amansız deneyleri ile her zaman dinleyenlerini polarize etmeyi başarmıştır, onların dünyasında yeterli bir zaman geçirirseniz ayrılmak istemeyebilirsiniz.

Böyle bir gruba, Emek sineması gibi önemli bir mekân da (daha iyi bir yer düşünülemezdi) ev sahipliği yapıp konserini izleyecek olmamız ise hiç kuşkusuz