Hildur Guðnadóttir: Işığa izin ver

Hildur Guðnadóttir

Hildur Guðnadóttir

En son ne zaman bir müzik ile huzurlu bir uykuya daldınız? Günümüzdeki ses kirliliği içerisinde bu tür ayrıcalıklara ulaşmak pek kolay olmamakta. Olsa da, müzik o kadar kötü ki cidden uyutuyor. Ancak Hildur Guðnadóttir’in yaptığı müzik güzelliği ile insana bir sükunet veriyor. Dinlerken ulaştığınız atmosfer huzurun tanımlanmamış bir durağı. Sizleri bekliyor, kavrıyor ve zamanı geldiğinde ise sarsıyor.

İzlandaca Işığa İzin Ver anlamına gelen “Leyfðu Ljósinu” çellocunun en son uzunçaları ve yukarıda giriş tanımıma birebir paralellik gösteren bir üretim. “Mount A” ve “Without Sinking” çalışmalarından sonra gelen bu üçüncü oluşum sanatçının çellosuna daha bir sarıldığı, kırk dakika sınırını aşmayan, iki parçadan oluşan bir eser. Sadece çello ve sanatçının kendi vokallerinden oluşan enstrümanların katmer katmer işlenişi senfonik boyutta.

Hemen sadede gelip bu çalışmada yer alan ses sentezinin çok başarılı olduğunu ifade edelim. Özellikle ses mühendisi Tony Myatt’ın emeği çok önemli. Tony Myatt öyle aşina olduğumuz kıyıda köşede kalan ucube ses mühendisleri gibi değil, tam aksine bir bilim adamı. Özellikle 1995’de David Malham ile kaleme aldığı “Three dimensional sound spatialisation using ambisonic techniques” bilgisayar müziğinde bilimsem anlamda çığır açtı. Albüm kitapçığında da ifade edildiği üzere, zamana ve mekana sadık kalınmış, albüm tamamıyla canlı kaydedilmiş ve sonra en ufacık bir teknik makyajlamaya maruz kalmamış, kendi gelişim süreci içerisinde yoğrulmuş.

Hildur Guðnadóttir "Leyfðu-Ljósinu"

Hildur Guðnadóttir “Leyfðu-Ljósinu”

Touch müzik firması tarafından tekrar basılan “Mount A” albümünden beri takip ettiğim sanatçı, günümüzdeki en deneysel karanlık, klasik müzik bestecisi. Müziğin karanlık yüzünü olabilecek en saf, masum ve karizmatik biçimde yapılandıran sanatçı, İzlanda’nın dipsiz ovaları üzerinde kuşbaşısı dinleyeni savuruyor.

İki bölümden oluşan albüm kısa bir yaylı ön girişten sonra, bir kütle halinde kulaklarımıza ulaşan 35 dakikalık ana kıtasına işleniyor. Mevcut atmosferin içerisinde iki notalı bir vokal sürekli kendini tekrarlıyor, çello ise notalar arasında gidip geliyor. Burada klasik müzik eğitimi almış olan genç bir sanatçının farklı müziksel diyarları araştırma serüvenine kulak misafiri oluyoruz. Arada sırada Gustav Mahler’in yürekleri yerle bir ettiği notalara da tanık oluyoruz bu da Hildur Guðnadóttir’in bilinmeyen diyarlardan gelen sesi ile dinleyeni müzik içerisinde kaybettiriyor. İşte tam bu noktada, müziğin yüceliği altında mayışmanız söz konusu.

Hildur Guðnadóttir

Hildur Guðnadóttir

Parçanın ortalarına geldiğiniz bir anda Hildur Guðnadóttir ritimleri kulaklarımızdan çekiyor ve bizi bir boşluğa bırakıyor. Tüm var olan hareket izlenimi bir anda yok oluyor. Sonra armoniyi bozuyor ve dinleyeni nota salkımı içerisinde yıldızlar bulutuna bırakıyor. Tam bu noktada albümün canlı kaydedilip kaydedilmediği umurunuzda olmuyor ve uzaydan merkez kontrole kendinizce mesajlar yollamaya başlıyorsunuz. O an müziğin içerisinde yer alan yıldızlardan kişisel olarak kavradığınız müziksel ilhamlar. Müziğe ışık girdiği an…

Müzik endüstrisinin hantallığı içerisinde bilinçli ruhlar bir arayış içerisinde. Hildur Guðnadóttir bu arayışa masum ve kişisel olarak cevap veriyor. Arayışları cevapsız bırakmıyor.