Ibrahim Maalouf

ibrahim maalouf

ibrahim maalouf

Mevsimler kırılırken farkında olmadığımız pek çok şey de kendiliğinden var olur veya istirahate geçer. Doğa bize bunu büyük bir mekanizma olarak sunar ve ne kadar alıp alamayacağımız ise elbette bizlerin elinde.

Bu değişimlerle birlikte müzikte kıvrımlara uğrar; adeta sonbahar baharatıyla pişirilir ve servis edilir. Daha bir kıpır kıpır olur ritimler dünyası. Bunun bir diğer tarafı ise uyanış dönemi olan ilkbahar olur. Bu iki uç her birbirini dengeler ama tercihler kişilerin kendilerine aittir. Ben oldum olası sonbahar akımını sevenlerdenim ve bu dönemde çıkan müzik üretimlerine her zaman ekstra bir kulak kabartırım. Şu ana kadar da ekseriyetle hep ruhen daha tatmin olmuşumdur.

Bu mevsimde ritimler daha bir kavramsal, etkin ve dolgun olur sanki. Üretimler daha bir özenilmiş ve uzun soluklu. Yazın o zıpır hızından ırak daha aheste ve düşünülmüş ritimler atmosferi sarar.

İşte böyle bir anda çifte kavrulmuş kıvamında İbrahim Maalouf çıktı karşıma. En sevdiğim yerel caz sanatçılarından biri. Kendisinin müziğini bilenler onu hem caz kulvarına yerleştirir ama aynı zamanda Ortadoğu yerel ezgilerinde iddiasını da kabul eder. Bunu kendi tablosu içinde ruhunun aktığı yöne doğru işler, ritimler dünyasına sokar. Çifte kavrulmuşun iki adı var”Red & Black Light” ve “Kalthoum.”

İbrahim Maalouf "Red & Black Light" ve "Kalthoum"

İbrahim Maalouf “Red & Black Light” ve “Kalthoum”

 

Severim böyle iki albüm çıkartan müzisyenleri adeta içleri o kadar dolu ki bir an evvel o heyecanlarını masaya yatırmak isterler. Fışkıran ritimleri dizginleyebildikleri kadar kavrayıp seyircilerine ulaştırmak isterler. İbrahim Maalouf’un da o kıpır kıpır kişiliği buna imkan vermiş ve farkı tema yapısı altında karşımıza iki ayrı albüm ile geldi oturdu.

“Red & Black Light” (Kırmızı ve Siyah Işık) günümüzde yaşayan bir kadına atfedilmiş. Tüm niyeti barış içerisinde geçecek bir gelecek. Her kadın sağlam bir ailenin çekirdeğini oluşturur, her ne kadar ataerkil topluluk diye hava atılsa bile işin özü anaerkil bir topluluk olunduğu. Kadın aileyi bağlar, bir arada tutar, yönetir, hesaplar, tartar ve işler. Bunu ister ön planda isterse (ağırlıkta) kapalı kapılar ardında yapar. İbrahim Maalouf’ta hayatındaki kadınların rolünü alıp hissiyatlarıyla birlikte harmanlayarak müzikleştirmiş. fazla detay vermeden aslında en tepeden başlıyor ve kadınlara olan hayranlığını müziği ile bizlere taşıyor. Gündelik hayatta cebelleşilen o kadar sorunun altında bir erkeğe kıyasla çok daha etkilenmeden ve sağlam çıkan kadınlar(ımız). Labirentler içerisinde geçen dolambaçlı, felek ile sık sık karşılaşılan hayatlarda dimdik duran kadınlara olan bir ağıt, bir teşekkür. Gerekli olanı hiçbir zaman kaybetmediği hissiyatını yaşatan kadınlardan ilham alan trompetçi bunu en iyi bildiği şekilde notalara dökmüş.

Karşımıza adeta 2013 tarihinde keyifle dinlediğimiz “Illusions” albümünün bir uzantısı var. Ancak bu albümde “daha”lar biraz ön planda. Bir önceki çalışmasına kıyasla daha bir çağdaş yapı içerisinde işlenen daha elektro (hatta bazen pop diye biliriz) ve etkin. Albümde yer alan parçaların biri haricinde hepsi İbrahim Malouf’un kendi besteleri. Halkanın dışında kalan bir parça ise Beyonce’nin bir yorumu. Çoklu ritmi oldukça seven İbrahim Maalouf, istediği ritimleri yakalayabilmek için epeyi bir mesai harcamış. Her ne kadar dinlerken sütten kıl çeker gibi bir hissiyata kapılsanız bile tonların derinliklerine dalınca ne kadar emek verilmesi gerektiğinin ufacık bir yoğunluğunu görebiliyorsunuz. 19, 17 veya 27 gibi çoklu ritimler bol miktarda kullanılmış ancak müziği dinlerler aslında ağır olması gereken tonalite oldukça hafifletilmiş. Bu da sanatçının marifetlerinden, sanatçıyı değerli yapan unsurlardan biri. Böylece çoğu üstüne ilgi bekleyen ritim çarpışmaları ve seçkincilik oynamak isteyen besteleme yöntemlerini dizginlenmiş. Olası açmazları yeteneği ile matematik ve ritim çalışarak aşmış. Bu da albümü tertemiz, şeffaf ve ulaşılabilir kılıyor. Her ne kadar caz tarzı içinde sınıflandırılsa bile karşımızda dans edilebilir keyifli ritimler ile süslenmiş bir çalışma var. Ancak albümün her dönemecinde sizleri bekleyen sürprizlere hazırlıklı olun. İbrahim Maalouf bu oldukça hamarattır kendisi.

Gelelim çifte kavrulmuşun diğer tarafına. Kalthoum yani Ümmi Gülsüm.

İbrahim Maalouf’un belki de Arap dünyasının gelmiş geşmiş en büyük sanatçısına olan tutkusunu bu özel albümde bizler ile paylaşıyor. Zaten son dönemlerdeki konserlerinde bu albümün sinyalini veriyordu. Makam ve sistematik melodik tınılar ile Ümmi Gülsüm’e atfedilen bu albüm bir mimarın bina inşa etmesi gibi yapılandırılmış. Planlı ve programlı. İbrahim Maalouf’un çocukken mimar olmasının bunun içerisinde uzantıları olduğunu da söyleyebiliriz.

“Kalthoum” yedi aranjmandan oluşuyor. Ümmi Gülsüm’ün “Alf Leila wa Leila” yani “Bin bir Geceler” adlı parçasının yedi farklı yorumu. Ümmi Gülsüm’ün en meşhur bestelerinden biri olan bu eser İbrahim Maalouf tarafından bir albüm süresi kadar irdelenip çeşitlendirilmiş. Zenginliği ve farklı yaklaşımları her dakikasında hissediliyor. İbrahim Maalouf adeta trompeti ile Ümmi Gülsüm’ün sesini dolduruyor ve gözleri kapalı bizlere okuyor da okuyor. Esneklikten beslenen ekip, zaman zaman John Coltrane, Ornette Coleman ve hatta John Zorn’un grubu Masada’dan ilham ve yön alıyor.

Bu tür tutkuyu severim, bir sanatçıya olan delicesine saygı. Onun izlerinden ilerleyen yeni bir jenerasyon, ona sahip çıkan, onu anlayan ve bir sonraki katmere taşıyan. İbrahim Maalouf aidiyet duygusu kuvvetli olan bir müzik ruhu ve tutkuyla beslendiği ilhamları yüreğini gere gere, nefesinin son soluğuna kadar üflüyor. Mimar ruhunun tuğlası yerini müzisyen ruhunun nefesine teslim ediyor. Ortaya planlı, kurgulu ama bir o kadar da esnek ritim büyüsü çıkmış.

Son baharı karşılayan bu dönemde kışa hazırlık yaparken sımsıcak ritimler her kulağın ihtiyacı olan bir besin. İbrahim Maalouf burada bize hem kendi yolunda giderken ürettiği hem de tutku ile arada sırada çıktığı yan patikalardan toparladığı ilhamları süzere sunuyor. İbrahim Maalouf ve Çifte şölen…