Kasabian: En Sonunda

Farkında mısınız; Britanya dönem dönem müzik piyasasında ön plana çıkar. Bazen yarattığı yeni müzik akımlarıyla bazen de farklı müzik gruplarıyla. Ancak her zaman gündemde kalmayı başarmıştır. Ada ne de olsa tam bir müzik fabrikası ve ortaya çıkarttığı gruplar müzik dünyasına damga vurabilecek statüde. İşi, her yıla damgasını vuran grupları listelemek olan şahısların her yıl sonu nedense göz ardı ettiği veya fazla önemsemediği bir–iki grup olmuştur.

2004’te Britanya basını haricinde fazla hakkında yazılmayan ve göz ardı edilme kategorisine giren grup Kasabian oldu. Adını seri katil Charles Mason ‘un kaçış şoförü Linda Kasabian ‘dan alan grup 80’ler sonunda adada ön planda olan müziğin zamanımızdaki temsilcileri oldu. Grup, 88’deki Happy Mondays , 89’daki The Stone Roses ve 90’daki Primal Scream ‘in şu anki zamana uyarlanması. Ancak bu türe getirdikleri en evrimsel katkı, özel yeni tempolu funky-bas melodileri, uyuşukluk yaratan ölümcül dans tempoları ve ucundan politikaya dokunan düzensiz tahrik edici sözleri. Britanya’da müzik olarak devrim yapmaya soyunan, adanın en iyi grubu olmaya oynayan Kasabian , ilk çıktıklarında kendilerini diğer gruplardan farklı bir stil olarak lanse ettiler ve sonra da bunu haklı olarak başardılar. Sonuçta onlar nesli tükendi diye düşünülen ancak hep özlenen bir tarzı devam ettirmeye gelmişlerdi.

2002’de tekno müziğin gitar ile karışması sonucu doğan indie-dans döneminde, grup kendisini Leicester’da bir çiftliğe kapatıp müzik yapmaya başlamış. Akıllarındaki hedef çok sevdikleri Oasis, DJ Shadow, Blackalicious ve The Stone Roses’ın müziğini alıp bir kâsede karıştırıp kendi müziklerini yapmakmış. Tom Meighan (Vokal), Serge Pizzorno (Gitar / Klavye), Kris Edwards (Bas) ve Kris Karloff (Gitar) isimleri ile hitap edilen bu dört sıradan çocuktan oluşan Kasabian bir buçuk yıllık bir çalışma sonucu ilk demoları “ Processed Beats ” i çıkarttılar. Bu demo, onu takip edecek “ Club Foot ”, “ L.S.F ” (Lost Souls For Ever) parçaları gibi inanılmaz olumlu eleştiriler aldı ve grubun çıkacak olan yeni almününe karşı iştahları kabarttı. Bir anda duraklayan Britanya müzik camiası Leicester’dan gelen bu sese ciddi kulak vermeye başladı. Tom Meighan ve Serge Pizzorno’nun medya ile aralarının iyi olması da bu tanıtımda oldukça etkili oldu.

Grubun adıyla aynı olan albüm 2004’ün son kesiminde çıktı ve Britanya’da kısa bir süre içerisinde yılın en iyi albümleri arasında yer almasını bildi. Grup adeta kendi stillerini yarattı. Radyoda bir Kasabian parçasını dinlediğinizde tanımanız çok kolay çünkü bu zamanda 1990 “sound”una benzer frekansta çalma cesaretini gösterebilen başka bir grup yok piyasada. Bu da onları dans edilebilir bir rock grubu yapıyor. Kasabian ‘a ilk başlarda 3 tane başarılı parça çıkartmış bir grup olarak yaklaşabilirsiniz ancak albümü bir defa dinledikten sonra ne kadar sağlam ve planlanmış bir altyapı üzerine oluşturulduğunu hemen fark edersiniz. Bazı yerlerde yüzeysel kalan melodiler, karmaşık tempolarla ayaklarınızı yerden kesebilecek potansiyelde. Albüm boyunca yayılmış olan dans edilebilir melodilerin gitar ve synth sesleri ile bütünleşmesi dengeli rock / elektronik müziğin düzeysel karışımının ne kadar zevk verici olduğunu gösteriyor. Bir darbe bildirgesi havasında olan albümdeki sözler, çok derin olmamakla birlikte, “izin günlerinde olan teröristler”, “hayvanların peygamberi” cümleleri gibi yüzümüzde gülümseme oluşturabilecek kadar hoş nitelikteler. İlginç ama yeni çıkan grupların aksine Kasabian ‘da herhangi bir aşk parçası bulunmamaktadır.

Albümde yer alan “ Processed Beats ” ve “ LSF ” parçaları gevşek funky bateri melodileri ile ön plana çıkmakta. “Club Foot” ve “Cutt Off” resmen aynı kumaştan kesilmiş etkileyici parçalar. Grup “Reason is Treason” parçasında ise anormal şuur durumları ile flört ediyor ve belki bu parça albümün en zayıf halkası. Synth sesinin kuvvetli hissedildiği “ID” ve “Ovary Stripe” ise gözlerin kapatılabileceği karanlık ortamlara uygun atmosferik parçalar. Albümde yer alan diğer gizli cevher ise, oldukça yumuşak ve entrika kokan melodilere sahip “Running Battle” parçası.

Kasabian ‘ın diğer bir özelliği ise görsel başarıları. Özellikle single ve albüm kapaklarında farklı farklı renklerde sunulan yüzü peçeli şahsın gizemi, tasarıma ayrı bir değer katmakta. Bundan dolayı olsa gerek ki grubun tişörtleri çok yüksek adetlerde satılmakta.

Ülkemizde de ilk başta çıkıp hemen tükenen ve sonra tekrar çıkan bu albüm bence alınması gerekenler listenizin en başında yer almalı. Albüm sağlam ve melodik bir yapıya sahip ancak dâhiyane bir buluş değil. Tanıdığımız bildiğimiz 90’lı indie rock dans gruplarının zamanımıza kaliteli bir biçimde uyarlanması. The Stone Roses’ın “Second Coming”i böyle olmalıydı veya olabilirdi. Dinleyeni keyiflendirip, eğlendirebilecek bir albüm. Bazen tam istediğinizde bu olmuyor mu zaten?

Kasabian – “LSF” from Bucky Fukumoto on Vimeo.