Kopuz

[singlepic id=128 w=320 h=240 float=left]Organolojinin «kısa saplı lavtalar» arasında incelediği çalgılardandır. Çok eskiden beri Orta Asya’da «müzik aleti» anlamında kullanılan kopuz terimi, günümüzde de Türkçe’nin lehçelerinden birini konuşan çeşitli topluluklarda, komıs, kobuz, kobız, kubuz, homıs gibi varyantlarıyla birbirine benzeyen veya benzemeyen çalgılar için kullanılmaktadır. Orta Çağ’da İran ve çevresinde rebab veya rûd diye adlandırılan bir çalgı, kopuz adıyla en geç XV. yüzyılda Osmanlı saray müziğinde kullanılmaya başlamıştır. Bu çalgının Kanunî Sultan Süleyman döneminde en sevilen müzik aleti olduğu, 1525 tarihli saray masrafları belgesinden anlaşılmaktadır. İranlıların rûd adını verdiği, birçok Hint-Moğol minyatüründe de karşılaştığımız, Çinlilerin adını huopusu biçiminde yazdığı müzik aleti, gövdesi armut biçiminde, sapı uzunca, göğsünün yarısı deri, yarısı ahşap olan bir çalgıdır. Çeşitli İran minyatürlerinde ve Selçuklu tabaklarında bu çalgının resmedildiği görülüyor. Hatta bazı İran minyatürlerinde rûdun çok büyük çizildiği dikkat çekiyor.

Evliya Çelebi, kopuzun «üç tarlı» (üç telli) olduğunu yazmışsa da, minyatürler bu çalgının her iki modeline de dört çift tel takıldığını göstermektedir. Sapında perde bulunmayan kopuz, tamburunkine benzer sert bir mızrapla çalınıyordu.

Her ne kadar «kısa telli lavta» türünden bir çalgı sayılıyorsa da kopuzun sapı, udunkinden bir hayli uzundur (bu özelliğiyle sonraki dönemin Türk lavtasına benzer). Tarihî kaynaklarda kopuzun nasıl akortlandığı konusunda bir ipucu yoktur.

Türk Kültür Vakfı web sitesinden alınmıştır.