Miriam Makeba: Mama Afrika

Geçtiğimiz yılın sonralarında Güney Afrika’nın en önemli ve büyük kadın sanatçısı olarak kabul edilen Miriam Makeba hayata gözlerini yumdu. Dünya Müziği tarzına çok fazla aşina olmayan Türk basını bu haberi minimumlarda, hatta hiç denebilecek kadar az duyurdu. Oysa bu efsanevi müzik çınarı Güney Afrika’nın ayrımcılığının yanı sıra tüm haksızlıklara karşı çıkan en büyük sesti.

[slideshow id=41]

10 Kasım günü Güney İtalya’da yer alan Caserta kasabasındaki Castel Volturno’da verdiği konser sonrası sahneden inerken kalk krizi geçirip hayata gözlerini yuman Miriam Makeba, Johannesburg’e yakın bir kasabada 1932 yılında doğdu. Sanat kariyerine 1954 yılında The Manhattan Brothers ile atılan sanatçı, daha sonra The Skylarks’ın bünyesine dâhil oldu. 1960’da ayrımcı Güney Afrika hükümeti Makeba’nın ülkeye giriş yapmasını engelledi ve sanatçı hayatının geri kalan büyük bir bölümünü sürgünde yaşayarak geçirdi. Değeri bilinmeyen sanatçının elbette değerini bilen vardır zihniyetinden yola çıkarak yaklaşık on ülke Makeba’ya onursal vatandaşlık verdi. Yurtsuz kalan sanatçı hiç yılmayıp kendini müziğine ve meselesine adadı ve peş peşe başarılı çalışmalar üreterek dünyaya kendini kabul ettirdi.

Caz, blues ve geleneksel Güney Afrika müzik tarzlarını harmanlamasıyla tanınan sanatçı parçalarında kullandığı yerel Xhosa dili ile dönemin anti-ayrımcı zihniyetine karşı en büyük direnişçisi oldu. 1974 yılında efsanevi “Rumble In The Jungle” projesi bünyesinde Muhammed Ali ve George Foreman ile birlikte yan yana yer aldı. Ayrıca Paul Simon’un kariyerinin hortlamasına vesile olan 1987 tarihli “Graceland” albümünün dünya turnesinde bulundu. Bu süreç zarfında yaklaşık 20 gözde parçaya imza attı ve bir Grammy ödülü ile taçlandırıldı.

Zamanla Mama Afrika olarak tanınan Miriam Makeba, Nelson Mandela’nın serbest bırakılmasıyla birlikte 1990’da vatanına geri dönebildi ve o dönemden beri de Nelson’un en büyük destekçisi oldu. İnsanlık haklarının çiğnendiği her yerde mantar gibi bitmeyi başaran sanatçı tüm negatifliğe sıcak müziksel ritimleri ile karşılık verdi. Sanatçı son saatlerini geçirdiği Castel Volturno konserinde ise yine bir ayrıma karşı gelmek için sesini yükseltiyordu. Bu defa konu mafya tarafından ciddi ölüm tehditleri alan, yakın zamanda filmi çekilen, Gamorrah romanının yazarı Roberto Saviano idi. Makeba, yetmiş altı yaşında olmasına rağmen hala haksızlıklara karşı duran sağlam bir savaşçıydı ve her zaman olduğu gibi şarkı söyleme yeteneğiyle tüm sorunlu konuların altını çiziyordu. Güney İtalya neresi Güney Afrika neresi diye düşünebilirsiniz ancak dünya vatandaşı olmak bu işte, elinde var olan en büyük kozu sorumluluk alarak sürdürüp diğer insanların sesi olabilmek, sorunları algılayabilmek, algılatabilmek. Miriam Makeba dünyada olup biten tüm haksızlıklara karşı algı duyusunu sonuna kadar açan ve imkânları çerçevesinde hep destek olan Afrika’nın en büyük divası idi.

Sanatçının ölüm haberiyle birlikle Güney Afrika’da iki gün resmi yas ilan edildi. Dışişleri bakanı Nkosazana Dlamini – Zuma’nın yaptığı yazılı açıklamada “Zamanımızın en büyük kadın sanatçılardan biri olan Makeba’nın sesi kısıldı” cümlesini kullandı. Ancak en önemli açıklama Nelson Mandela’nın kendisinden geldi: “Güney Afrika’nın şarkılarının First Lady’si gerçekten Mama Afrika lakabını sonuna kadar hak etti. O bizim meselemizin ve genç ulusumuzun annesiydi. Son saatlerini sahnede geçirmiş olması çok anlamlı zira o diğer hayatların yüreklerine şenlik katan ve iyilik dağıtan bir elçiydi.” Hiç şüphesiz Dünya Müziği de bir efsanesini daha kaybetti…

Mariam Makeba’nın Kaçırılmaması gereken Albümleri:
Pata Pata (1983 / Sangoma (1998) / The Guinea Years (2001) / The Best Of The Early Years (2003) / The Definate Collection (2002)

Miriam Makeba : Hommage from jlouis rochard on Vimeo.