Müzik yazarı ve okuru

iyi veya kötü

iyi veya kötü

Yazı yazmanın keyfi ayrıdır, konuşmanın ötesinde akıcılığı ile farkını gösterir. Biraz klişe olacak ama şu atasözü her şeyi ifade ediyor: söz uçar yazı kalır.

Herkes her şey yapabildiği gibi, yazı da yazabilir. Burada önemli olan iyi ve kötü olarak bu kelime havuzlarının ayırt edilebilmesi. Ancak böylelikle farkındalık unsuru ortaya çıkabilir. Herkesin yazdığı anlam ifade edecek veya iyi olacak diye bir kanıya düşürülmemeli zira bu çok yanıltıcı olabilir.

Ben asıl bu yazımda müzik eleştirmenlerini ve müzik hakkında yazanları ele almak istiyorum. İçinde bulunduğumun bu kitleyi mümkün olabildiğince objektif ve rasyonel olarak değerlendirmek istiyorum. İnternet çıkalı her konuda olduğu üzere müzik konusunda da pek çok yazar ve türevi türedi. Bunların bazıları kalıcı olurken, bazıları internetin çöplüğüne gömüldü ve yok oldu. Ben bu tür yazı yazanların ortaya çıkmasına her zaman olumlu baktım, kendimce tek kriterim kopya-yapıştırma olup olmama koşulu. Bulunduğumuz dönemin kanımca yazarlar arasında ki en bulaşıcı hastalığı kopya-yapıştırma. İnternet çıkalı pek çok yazar daha fazla yazı yazmaya başladı bunun nedenlerinden biri elbette araştırma ortamının ve ulaşılabilirlik sınırının gelişmiş olması, diğeri ise kolaycılığa kaçmak. Mevcut olan bir yazıyı kendi kelimeleri ile süsleyip oradan buradan alınan alıntılar ile kendince özgün bir formata sokmak. Bu son yazdığım ne yazık ki çok popüler olmaya başladı.

Ben gerçekten emek veren ve müzik yazan dostlarıma değinmek istiyorum. Bu yaptıkları kutsal bir görev. Var olan bir olguyu alıp kendi bilginlikleri içerisinde eleyerek okuyucuya aktarıyorlar. Bunu yaparken de elitist damgasını yiyorlar. Özgün bir yazar “halkçılığı”, “halk kültürüne saygıyı” ve “halkın beğeni anlayışı önünde eğilme” gibi kavramlardan uzak duran kişi olmalı. Topa tutulacağını bile bile, kendi müzik birikimi ve araştırması sonucunda doğru olanı yazmalı. Bunların hepsini yaparken ise saygı çıtasını aşıp, aşağılama sınırlarına girmemeli. İşte bu dengeyi sağlayabilen bir yazar mesleğinin hakkını veren kişidir. Okuyucu da bu kavramları gözeterek yazıyı kendi içerisinde hazmetmeli. İşte tam bu bölgelerde ne yazı ki işler karışıyor…

Bir sanatçıyı tutkuyla seven okuyucu veya yazar, aksi görüşlü bir şey okuyunca savaş kalkanlarına bürünüyor. Oysa bir de bu farklı pencereden bakmayı sorgulayabilse! Bir yazar söz konusu sanatçıyı göz göre göre haksız yere eleştirmez, elbette kendince izah ettiği, referans aldığı unsurları vardır ve olmalıdır. O sanatçının müziği, duruşu, hayata bakış politikası ve buna benzer pek çok değeri kendi havanında harmanlayarak yorumunu yazar. Elbette yazdıkları herkes tarafından benimsenmez zaten benimsenmemeli de. Bir tartışma ortamı yaratmak asıl hedef olmalı. Her iki tarafından tüm bilgilerini saygı seviye içerisinde değerlendirilebilecek olan bir ortam. Yoksa sen aşağılayıcısın, sen taraflısın, sen kötüsün, sen ön yargılısın vb gibi ifadeler tahammülsüzlükten başka bir şey değildir. Sonuçta tartışılan ürün müzik ve onu yapan insandır. Normal koşullarda yapılan eser tartışılmalıdır, yoksa kime ne o sanatçının burnundan, poposundan veya saç renginden. Dünyanın en çirkin insanları en güzel müziği yapabilir veya tam aksisi söz konusu olabilir.

Moda veya magazin dümbeleği içerisinde, her konuda ahkâm kesen kitlenin bulunduğu bir kitle elbette her zaman aynı plağı koro halinde yinelerler. Eleştirel bir müzik yazısını elitist yönü arkasına sığınarak, Post-modernizmin en sinsi silahı olan zevk ve beğeni anlayışlarının tartışılamayacağını savunup, buradan hareketle her tür toplumsal, sınıfsal konumları bir tercih, beğeni sorunu olarak kavramsallaştıran öğretisinin bilindik duvarının arkasına sığınırlar. Yani bir müzik yazarı kendi ekseni ve bilgisi dâhilinde yazdığı yazıyı, nasıl meşrulaştırıyorsa, karşı tarafta bu eleştiriyi kendi havzası içerisinde eleştirerek meşrulaştırabilir. Ancak işte bu noktada “tartışma” sanatsal-estetik kıyaslama ekseninde sınırlı kalmalı. Ne yazık ki bu sınırlama içerisinde pek kalınamıyor. Yazarın makalesini okuyup aynı görüşü savunmayanlar, ellerinden geldiğince yoz, halkın popüler duygu-eğilimlerini okşayarak olayı başka boyuta taşımaya özen gösteriyor. Bir sanatçı hakkında sanatsal-estetik-yaratıcılık ekseninde tartışma sürdüremeyen okur, müzik özelinde “eğitimsizlik, kültürsüzlük” suçlama-atışma seremonisini kullanarak “halk ve elit” veya “ukala ya da aşağı” nitelendirmeleri ile gazlama politikasını savunmaya başlıyor. Bu bağlamda ortaya çıkan “biz halkız!” vurgusu ile beğeni ve kültür anlayışlarının tartışılamayacağını iddia etmeye çalışıyor. Böylece iyi-kötü, kültür-sanat veya değerli-değersiz tartışmasının yapılmasını adeta olanaksız kılarak “kasıtlı kolaycılık” yani kopya-yapıştırma iddiasına soyunuyor. Bunun bir sonraki aşaması “linç” etme dürtüsünü tetikliyor.

Oysa, gerçek tartışma gerçek saygı içerisinde ele alınmalı. Yazar kaleme aldıklarının arkasında somut olarak durup bir ukalalık-kültürlülük göstergesi sergilememeli, okur da bunu bir cahillik göstergesi olarak algılamayıp değerlendirme yapması gerekir. Her iki tarafında açıklık sergilemesi mutlak olmalı çünkü sanatçı tarafından yapılan müziğin toplum içerisinde yerleştiği konum burada değerlendirilmeyip fiilen yaptığı iş değerlendirilmektedir.

Müzik yazarı ve okuru arasındaki denge çok önemlidir…