Salon IKSV’de muhteşen konser zinciri: Olafur Arnalds, Nils Frahm ve A Winged Victory For The Sullen

Nils Frahm

Nils Frahm

Pek fazla konser yazısı yazmam zira herkesin bu canlı performansları algılama ve ruhunda işleme biçimi farklı olur. Zaten her konserin yazılmasın da pek anlamam zira o zaman güzel ile kötü arasındaki ayrımdan çıkılıp gri bir bölgede kaybolunur. Ancak genel dinleyici kitlesinin bir büyüsel müzik ormanlarına sokulduğunu hissettiğim an yazma ihtiyacı doğar içimde.

Salon İKSV dün gece benden yine tam not aldı. Bu sonuca gelmenin faktörleri, değişken verileri elbette var ve biraz olsun paylaşmak isterim sizinle. Öncelikle Erased Tapes adlı bir firmanın üretimlerini yakından takip ediyor olmaları ve buradan çıkan sanatçılara yakın olmaları. Bu ufacık Berlin ve Londra merkezli firmanın farkındalığında olup İstanbul dinleyicisine taşıyor olmak bile başlı başına övgüyü hak ediyor. Onun haricinde dün gece seyircinin sessizliği mutlaktı, inanır mısınız o kadar İstanbul’da konser izledim ve dün geceki kadar sessiz olanını hiç görmedim. Salon IKSV reklamı olarak algılanma sınırlarını aşıyor olabilirim ancak hakkedenler ile hak etmeyenleri ayrıştırmakta fayda var. Salon İKSV bu sorumlu ve akıllı yaklaşımları ile daha pek çok başarılı konsere imza atacak.

Gelgelelim dün geceye, yaklaşık 180 dakika süren bir müzik ayinine. Plato ne demiş; “müzik bir manevi kanundur. Evrene ruh verir, akla kanat, hayalleri havalandırır, hayata ve her şeye neşe ve büyü katar.” Dün gece bence bu söylemin içerisinde yer alıyor. Yatay bir çizgi üzerine sıralanan 88 tuş, 52 tanesi beyaz, 36 tanesi siyah, tüm evreni döndürdü etrafımızda. Bunun üzerinde gidip gelen müzisyenlerin hepsi kendi ruhlarından çıkan, onların bizim hayatımız dedikleri tuşlardan süzülen melodiler, sarmaladı hepimizi.

Zamanında başlayan konserin açılışını Dustin O’halloran ve Adam Wiltzie’nin ortak müzik projesi olan A Winged Victory For The Sullen yaptı. Tek bir albümleri olmasına rağmen Erased Tapes Firması’nın en çok ses getiren gruplarının arasına rahatlıkla yerleşti. Gök mavisi üzerine yatan nü bir kadın figürü ile resmedilen albüm belki de pek çok dinleyicinin hayatına dün gece girdi. A Winged Victory For The Sullen yaklaşık bir saat sahnede kaldıktan sonra bazılarımız için gecenin en fazla beklenen yeni çağdaş bestecilerin arasında kısa sürede yerini alan 25 yaşındaki Olafur Arnalds sahneye çıktı. Çelloyu inleten Anna Müller ile birlikte ruhundan akan duyguları piyanosu ile bedenselleştirip bizlere ulaştırdı. Ufacık melodilerin ihtişama uzanışlarına şahit olduk. Anlık duraklamaların bir melodik patlamaya gebe olduğunu yaşadık. Teknolojinin akıllıca kurgulanışını müzik çatısı altında duyumsadık. Analitik, hesaplı, matematiksel ritimler üzerine kurgulanmış, her köşesi ince ince işlenmiş,  evrendeki dört elementi müzik ile yaşatan bir orkestra şefini kucakladık. Nefesler kesildi….

Konserin bu kadar uzun olacağını tahmin etmeyen bazı dinleyicilerin gitmesi ile daha bir ev ortamına bürünen mekanda gecenin kanımca narin damgası sahne aldı. Her ne kadar Olafur sahnedeyken ortak bir parça için enstrüman başında izlediğimiz Nil Frahms şimdi kendi müziksel sembolizmini bizlere sunmak için sahneye çıktı. Kanımda tüm gece boyunca sahnede konuşan sanatçıların arasında en mütevazi ve samimi olanı oydu. Ve konser başladı…

Mikrofonların nefes almasını dinlercesine, karşımıza narin ve hassas melodiler süzülmeye başladı. Adeta ruhunuzun kilitlendiği bir odada sadece size müzik çalındığı bir ortamda, sıyrılmalar yaşandı. Her müziksever kendi halinde bir kopuş yaşadı, Nils Frahm aldı götürdü o gitmek istediğimiz diyarlara. Müzik hiç bitmesin istedik. Özellikle “adsız” olarak ifade ettiği parçasında  iki enstrüman arasında gidip gelen ritimlerin çarpışması benim şu ana kadar dinlediğin en mucizevi eserlerden biriydi. Kendisini dinlerken arada sırada aklıma genç Keith Jarrett geldi, o Köln konserini başyapıt yapan piyanist. Nils Frahms onun bu zamanı, daha yaratıcı ve mütevazi haliydi adeta. Evet, belki Keith Jarrett gibi müziğin doruğunda inlemedi ama dinleyenleri fazlasıyla inletti. Bence asıl önemli olanda bu zaten. Ruhunuzun mutluluktan inlemesi ve titremesi.

Sahneden uzanıp görünmeyen kolları ile dinleyenleri kucaklayan Nils Frahm, statik ortamlardan dinleyeni baş aşağı yapan yokuşlara sürükledi. Kendisinin orkestra şefi olduğu hipnotize edici diyarlara sokulan bu genç müzik adamı, bir an olsun dinleyenin ilgisini kaybetmedi. Pek çok müzikseverin kafaları eğik halde kendi içlerinde kopuşlarını gözlemledim, kendi kopuşlarımdan zaman buldukça.

Kapanışı tüm gece sahne alan dokuz sanatçının toplu performansı ile sonuçlandırdık. Herkes kendi kaymalarını aynı kulvara getirip tek bir vücut halinde seyirciyi selamladı ve geceye istenmeyen bir nokta koydu. Saatler yaklaşık 00.19 idi. Yaklaşık 3 saatlik bir şölenin sonu…

Konser çıkışı hiç görmediğim bir hareketlilik içerisinde müzikseverler CD ve Plak masasında adeta ne varsa alma hevesindeydi. Aldılar da bol bol. Müzisyenler yanlarında getirdikleri kendi müzik dükkanında, plaktan CD’ye omuz çantalarından etiketlere kadar uzun zamandan beri görmediğim bollukta bir ürün yelpazesi sundu. Bence tek eksik Dustin O’halloran’ın kendi solo albümlerinin satışının olmayışıydı ancak malum o farklı bir müzik firmasına bağlı.

Sonuç tek kelimeyle muhteşemdi. Bu gece konsere gideceklerin büyülenmeye hazır olmaları gerek, belki de aramızdan bazılarının ruhları bu gece farklı bir kulvara girecek. Herkese iyi seyirler…