Phronesis Çarpması

Phronesis live in İstanbul / Copyright Tuba Şatana

Phronesis live in İstanbul / Copyright Tuba Şatana

Yok böylesi dedim bir önceki yazımda ve Tünel Şenliği kapsamında izlediğim Phronesis yüzümü kara çıkartmadı. Uzun zamandan beri beklediğim bu üçlünün konser mekânına başlama saatinden yaklaşık 45 dakika önce geldim. Türkleri çok zor vize veren Hollanda Başkonsolosluğunun bahçesinde Ntjam Rosie’nin bir türlü sessiz kalamayan fazla elit seyircisi ve hiç kulağıma hitap etmeyen müziğinden kaçıp Salt Beyoğlu’nun güzel salonuna sığındım. Normal koşullarda bile yürüyemediğimiz İstiklal Caddesi’nde yürümenin imkânsıza yakın olduğunu da belirtmekte fayda var. Salt’ın salonunu çok beğendim, buranın bir sanatsal sunum mekânı olduğunu bilmeme rağmen konser için olukça akıllı ve kuytu olduğunu düşündüm. Ne yazık akustik anlamında başarısız olduğunu konser sırasında şahit oldum ancak bu bile karşımdaki Phronesis’in müziğini olumsuz etkileyemedi.

Phronesis live in İstanbul / Copyright Tuba Şatana

Phronesis live in İstanbul / Copyright Tuba Şatana

Konserden bir yirmi dakika önce Jasper Hoiby salona geldi ve IKSV görevlileri ile yanlarında getirdiği CD’ler üzerine bir konuşma yaparken bende sohbete müdahil oldum. Hemen Jasper’e elimi uzatarak kendimi tanıştırdım, “ben sana tweet atan tıkabasamüzik”; elbette tanıdım diyerek fiziksel olarak tanışma safhasını aradan çıkarttık. Kısa bir sohbet sonrası sanatçı yerine, seyirci yerine mantığı ile konumlarımıza doğru yönlendik.

Konser hızlı başladı ve nasıl bitti anlamadık. Üçlü tam 1 saat 25 dakika sahnede kaldı. İlk ritmin vuruşunu gördüğüm an bir baktım en son vuruşu yaptı ekip. Bu kadar keyifli ve hızlı bir caz performansını Vijay Iyer Trio’nun babylon’da verdiği konserden sonra uzun zamandan beri izlemedim. Arada sırada Jasper’ın konuşmalarının böldüğü konser haricinde her şey kusursuz aktı. Jasper özellikle konser esnasında çıkanlara biraz espri ile dokundu zannedersem geldiği şenliğin bir gir-çık şenliği olduğu kendisine yeterince izah edilmemişti. Laf söylediği seyircilerin bir anda korkup tekrar yerlerine oturmaları ise bence trajik komikti.   Grup CD’lerinde çaldığından daha heyecanlı bir enerji vardı sahnede ve fazlasıyla bunu seyirciye aktarabildi. Onlar çaldı, bizler savrulduk, onlar eğlendi bizler coştuk; bu gecenin ve konserin tanımı olabilir.

Klasik bir caz üçlüsünün bu kadar enerji dozajı yüksek müzik yapmaları beni her zaman etkilemiştir. Sonuçta ortada piyano, davul ve bas enstrümanları haricinde bir şey yok, her şey akustik ve elektronikten uzak. Yaratılan müzik ise pek çok var olandan daha etkin ve büyüleyici. Biraz heyecan, biraz inovasyon hala mucize yaratabilecek kapasite de. Bas enstrümanının diğer iki enstrüman asasında kurduğu köprü aşikar, bu köprünün başarısı ise müziğe yansıyor ve müzik ona göre iyi veya kötü oluyor. Jasper’ın bas üzerindeki parmak vuruşları ve akışı Ivo Neame’in piyano tuşlarını dövmesi ve özellikle kısa pantolonlu Anton Eger’ın dayanılmaz haylazlığı Phronesis’in aralarında kusursuz müzik dili konuşulduğunu kanıtlayan bir kimyaya bizleri tanık etti. Jasper’ın başı çektiği besteler, Ivo’nun piyanosu ile yaratılan atmosferik bir ortam içerisinde Anton’a yaramazlık imkânı verdi. Bir  müzikal koşuşa şahit olduğunuzu kendinize inandırırken, aslında her şeyin kontrol altında ilerlediğini grup size hissettirdi.

Phronesis konser esnasında, belki de ilk defa onların adını duyan seyirci karşısında, eski ve yeni üretimlerden güzel bir kesit sundu. Terazi her ne kadar en son üretimleri “Walking Dark” etrafında ilerlese bile, konser esnasında Phronesis, Eger’in ‘Zieding’, ‘The Economist’, ‘Democrocy’, ‘Walking Dead’, ‘Happy Notes’, ‘Love Song’ parçalarını çaldı ve kapanış ‘Abraham’s New Gift’ ile gerçekleştirdi.

Phronesis live in İstanbul / Copyright Tuba Şatana

Phronesis live in İstanbul / Copyright Tuba Şatana

Gecenin en büyük sürprizi ise baterist Anton Eger idi. Bu bateristi izlemek insana ayrı bir keyif yaşattı. Önünde klasik bir bateri seti bulunan sanatçı, bunlar ile öyle bir gösteri yaptı ki dinleyenleri çoğu adeta tepinmemek için kendilerini zor tuttu. Arada sırada yükselen ‘bravo’ naraları bunun en güzel yansımasıydı. Sert, yumuşak, hızlı, kaotik, dramatik her türlü ritmi rahatlıkla tepeleyen sanatçı bir ara hakkıyla konserde odak noktası oldu. Bateri seti ile gerçekleştirdiği o ritmik şölen akıllara sağlıktı.

Yaptıkları müziğin büyüsü altında, beynimin kolaylıkla işleyemediği pek çok üçlü izledim ve Phronesis’te onlardan biri olduğunu ifade etmeliyim. Bence Tünel Şenliği’nin en önemli ve karizmatik ekibi onlardı ve bunu gelen seyircilere fazlasıyla kanıtladı. IKSV’nin daha yeni yükselmekte olan bu tür yaratıcı ekipleri meşhur olma damgasını yemeden önce Türk seyircilerinin huzuruna getirmesi ayrıca alkışlanacak bir konu.