Someday World – Brian Eno ve Karl Hyde

someday world

someday world

Müzik, bir gönül işidir, yürek işidir. Yüreğe, gönüle dokunan müzik uzun ömürlüdür. Brian Eno benim için bu tanıma uyan en önemli ritim terzilerinden biridir. Sizlere burada Eno’nun geçmişini ve neler yaptığını tek tek sıralamayacağım zira kendisini bilen biliyor. Bilmeyenler ise ilk cümlemi referans alabilirler ve oradan bir dehlize sokulabilirler.

“Someday World” albümünde iki müzik terzisi bir araya gelip, bu oluşumun doğuşunda var olan beklentiyi fazlasıyla karşılıyor. Girilip çıkılan köşe ritimlerden, akıcı melodilere, ahengin güzelliğine ve elbette uyumuna gönderilen kocaman bir müzik silsilesi. Bir tarafımızda Brian Eno diğer tarafımızda Underworld’un yarısı Karl Hyde. Yazarken bile insan heyecanlanıyor zira her iki sanatçıda kendi çaplarında birer gezegen. Tamam, belki Brian Eno bir galaksi. Bu ikili ilk defa bir araya gelmiyor ama hiç şüphesiz “Someday World” şu ana kadar birlikte nakışladıkları en büyük proje.

Ritim ve ahenk, hafızanın algılamasını ve kaydetmesini hızlandırıp kolaylaştırdığı gibi, kaydedilenin kolay hatırlanmasını da sağlar. İşte bu tanım albüm boyunca etkin bir şekilde dinleyenleri kavrıyor. Eno’nun son zamanlardaki sabit adresi Warp Records’dan çıkan “Someday World” birbirinden güzel dokuz parçalık bir nüfusa sahip. Her iki uçtan akıtılan ritim çağlayanı buluştuğu noktada bir patlama yaşatsa bile sonra kendi içerisinde akışkanlığını belirgin ve bütünleyici bir ayrışım içerisinde sürdürüyor. İki müzik adama stüdyoya tüm hünerlerini getirmiş ve kendi aralarında bir boy göstermenin tam aksine bir el ele tutuşmaya şahit oluyoruz. Bu mütevazılığın doğurduğu enerji ise albümün ana beslenme kaynağı. Karşımızda zıpır, sakin, keskin ve akustik bir melodi dünyası var. Serpiştirilmiş Afrobeat ahenklerinden caz ambiyans ritimlerine uzanabilen geniş bir müzik evreni.

Albümdeki form ve yapı ilk andan itibaren bir farkındalık yaratıyor. Sağlam bir kurgu içerisinde bir araya getirilen ritimler pek fazla aralarda boşluk bırakmayacak şekilde. Dinleyene tam olarak ne aktarılmak isteniyorsa bu misyonu gerçekleştiriyor. Kıpır kıpır tonlar albümün modunu biraz “pop” ibresine kaydırıyor olsa bile asla tarzın özdeşleştiği boşluk hissiyatına sokulmuyor. Burada sorumlu, algı derecesi sürekli beslenen, sorumlu bir pop müzik ile karşı karşıyayız. Belki, Eno’nun daha derin, belirgin bir yönü olan üretimlerine aşina olanlar burada biraz kulak bükebilirler ama bence haksız bir duruş olur.

Elbette bu dünya iki kişilik bir ekipten oluşmuyor ve her başarılı projenin arkasında yatan takım ruhu buradada günyüzüne çıkıyor. Bahsetmeden geçemeyeceğimiz bu değerli takım içerisinde ön saflarda hakkıyla yer alanlar arasında Tessa Angus, Nell Catchpole, Marianna Champion, Will Champion (Coldplay), Kasia Daszykowska, Don E., Darla Eno (Brian Eno’nun kızı), Fred Gibson, Georgia Gibson, Andy Mackay (Roxy Music), John Reynolds ve Chris Vatalaro yer alıyor.

Eski elektronik ritim  hissiyatını yaşatan, ama aynı zamanda da geleceği benimseyen “Someday World” bulunduğumuz 365 günlük dilim içerisinde beğendiğim albümler arasında yerini alacak.