The Brandt Brauer Frick Ensemble

brandt-brauer-frick (c)harry-weber

brandt-brauer-frick (c)harry-weber

Bir yıl önce Almanya’dan gelen Daniel Brandt, Jan Brauer ve Paul Frick ( kısaca The Brandt Brauer Frick Ensemble olarak biliniyor) adlı üçlü, dinleyen herkesin dikkatini çeken akustik-elektronik bir albüm olan “You Make Me Real” (!K7 Records) çıkarttı. İlk dinleyiş heyecanından sonra, kulaklarımıza çalınan müziğinin Steve Reich, John Cage, bateri-bas ve derin House tarzlarının bir harmanlaması olarak sınıflandırmak mümkün. Eşsiz, sofistike ve dans edilebilir bu müzik sadece akustik ve klasik enstrümanlar kullanılarak yapılması ise bu heyecana ayrı bir değer katıyor. Ekip yoğun bir turne sonrası yeni çalışması “Mr. Machine” ile bıraktıkları yerden devam ediyor. Bu defa adlarını biraz daha şekillendirerek kendilerine The Brandt Brauer Frick Ensemble demeyi daha uygun bulmuş. Albüm yine !K7 Records etiketi ile piyasaya çıktı ve grubun gerçek zenginliğini yansıtıyor.

Mr. Machine Albüm Kapağı

Mr. Machine Albüm Kapağı

The Brandt Brauer Frick Ensemble deneysel, avant-garde, minimal, caz ve elektronik tarzları arasında periyodik olarak dönen bir oluşum. Bir tarza sıkışmayıp belirli temalar arasında rahatlıkla kayabilen bir müzik süzmesi. “Mr. Machine” sayesinde tüm bu tarzlar dengeli bir yapı içerisinde işlenip dinleyene sunulmuş. Alman üçlü bu çalışması ile besteciliği, orijinal doğaçlamaları ve yaratıcılığı sergiliyor. Bunu yaparken de çok rahat ve sakin bir izlenim veriyor.

Bu rahatlık asla sadeliği tetiklemiyor, zira ortalıkta aslında tam bir güzel müzik karmaşası var. Orkestra menşeili enstrümanlar tüm varlıkları ile müziğe hâkimken, arka planda var olan elektronik zannedilen ancak normal enstrümanlar ile icra edilen işlemeler, müziğin derinliğini ve kavrama düzeyini zenginleştiriyor. Sadece enstrümanlardan oluşmayan müzik, nadiren de olsa araya serpiştirilen vokaller ile ayrı bir oyuktan akıyor. Bunun en güzel ve bariz örneği Berlin müzik camiasından tanıdıkları Ema Jolly’nin (namı diğer Emika) vokalleri ile süslenen ‘Pretend’ adlı parça.

Üçlünün varsayılan teması aslında dans ancak bu çok yanlış ve haksız bir yaklaşım olur. “Mr. Machine”de yer alan farklı köşelerden çıkıp gelen dans ritimleri, tüm o karmaşanın içerisinde ortak bir noktada buluşuyor ve vurmalı ritimlerin tetiklediği melodilerin enerjisi dinleyeni şahlandırıyor. Aynen  ekibin ilk albümlerinden sonra gelen “Mr. Machine” de şahlandıkları gibi. Hiç şüphesiz üçlü bu defa daha cüretkâr ve yaratıcı. Üretimleri ise çok daha iyi çünkü yapmak ve bizlere dinletmek istedikleri müzik konusunda çok netler. Tekno temalı müzikleri sadece elektronik aletler ile yapma kuralını bozup keman, tuba, çello, trombon, arp, bateri ve piyano gibi enstrümanları başrollere taşıyor.

Mükemmel denebilecek seviyede olan ilk 45’likleri ‘Bop’, heyecanlı piyano ve vurmalı çalgılar kapışması ile ritimsel evlilik, dönem dönem girilen tekno-kulüp ahengi, önceden girilmemiş patikalara sürüklüyor dinleyeni. Bir Agnes Obel bestesi olan ‘On Powdered Ground (Mixed Lines)’ bu defa insan faktörünü ön plana çıkartan vurmalı ritimleri ile albümün modern Feist açılımı. Albümün kapanışını yapan ‘606 ‘n’ Rock ‘n’ Roll’ aslında tüm öyküyü özetliyor. Keman ile açılan parça, ilk dinleyişte kararsız bir ifade çiziyor, neredeyse ıvır zıvır melodiler kümesi demeye hazırlanırken, farklı enstrümanların devreye girmesiyle durum keskin bir viraja girerek değişiyor. Müziği dikkatli dinlediğinizde arkada sakin bir melodik şablonun temel alındığını algılıyorsunuz. Bu algılama paslanmış kulaklar için o kadar kolay olmuyor.

Her şeyi bir tarafa bırakırsak, “Mr. Machine” kesin köşeleri olan,  fazla akışkan olmayan yarı saydam bir çalışma. Ortamda sürekli bir gerginlik var, adrenalin dozajını indirmeyecek düzeyde. Organik yapı ise her melodi ile kendini çekinmeden gösteriyor. Karşımızda düşünen insanların, düşünen insanlar için yaptığı bir albüm var.