The Little Willies: New York’un Yeni Müzik Heyeti

[singlepic id=284 w=320 h=240 float=left]2003 yılında farklı müzik kollarında uğraşan beş müzisyen, tesadüfen bir araya geldikleri bir New York gecesi, aynı dilden konuştuklarını fark ettiler. Kendi başlarına bağımsız olarak müzik ile uğraşan bu beşli birlikteliklerinden o kadar haz aldı ki bundan sonra her buluşmalarında mutlaka müziğe öncelik verdiler. California, Massachusetts, Texas ve Delaware gibi Amerika’nın farklı köşelerinden gelen grup üyeleri, zevklerinin aynı tarz Amerikan müziğinde (“country” desek yanlış olmaz- Hank Williams, Willie Nelson, Townes Van Zandt ve Kris Kristofferson gibi) kesiştiğini anlayınca, çocukluklarında dinledikleri müziği tekrar gündeme getirmeye karar verdiler. Dünyanın ‘Büyük Elma’sı olarak bilinen New York’un unutturduğu, büyürken ruhlarını besledikleri, müzik aşklarını alevlendiren melodileri tekrar çalma hevesi ile birleşen ekip ilk başlarda bir “cover” grubu olarak var olmayı hedefledi. Ancak çaldıkça heyecan büyüdü, büyüdükçe müzik yelpazesi açıldı ve beş üyenin mevcut olan müzik kariyerlerinde bir yan proje olarak var olması düşünülen The Little Willies bir anda hayatlarının vazgeçilmez bir parçası oldu.

[singlepic id=283 w=320 h=240 float=right]Ne zaman grup üyeleri aynı anda New York’da olsa, kendi özel müzik işleri izin verdiği sürece hemen yeni kimlikleri altında The Living Room’da (New York’ta country müziğinin en iyi icra edildiği bar) çaldılar. Takip eden yıllar, grubun müziğinin gelişmesine ve müziklerinin artık tüm dünyaya açılmasına neden oldu. Lee Alexander (bas), Jim Campilongo (elektrik gitar), Grammy ödül sahibi Norah Jones (piyano ve vokal), alternatif folk sanatçısı Richard Julian (gitar ve vokal) ve Dan Rieser (bateri) beşlisinden oluşan ekip, ticari bir beklentisi olmadan içlerinde yanıp tutuşan bu tutkuyu dinleyenleri ile bir albüm vasıtasıyla paylaşmaya karar verdi. Grup ile aynı adı taşıyan 13 parçalık albüm, Mart başı ülkemiz de dahil olmak üzere tüm dünyada piyasaya sürüldü.

[singlepic id=285 w=320 h=240 float=left]Esprili Batı-swing melodilerini hipnotize eden bir vokal ile birleştiren ekip, albümde dokuz yorum ve dört tane kendi orijinal bestesine yer vermiş. Fred Rosy’nin ‘Roly Poly’, Kris Kristofferson’un ‘Best of all Possible Worlds’, Willie Nelson’un ‘I Gotta Get Drunk’ ve Townes Van Zandt’ın ‘No Place To Fall’ parçalarının gürültülü patırtılı yorumları, ekibin müzikleri konusunda ne kadar köklü olduğunu yansıtıyor. Beklenenin aksine Norah Jones gibi uluslar arası bir üne sahip sesi fazla ön plana çıkartmayan grup, asıl amacının müzik olduğunu vurguluyor. Kendi parçaları olan ‘Easy As The Rain’ Norah Jones’un büyüleyici vokalleri ile Richard Julian’ın üzgün, sakin vokallerini birleştiren mükemmel bir armoni süzmesi. “The Little Willies” özellikle Norah Jones için farklı vokalleri ile gövde gösterisi yaptığı bir albüm, oysaki sanatçının normal albümlerinde böyle bir risk alması pek olası değil. Ancak albümü dinledikçe iyi ki bu riski almış demekten kendinizi alıkoyamıyorsunuz. Albüm boyunca hafif içkili bir bar grubunun canlı performans izlenimi veren ekip, özellikle ‘Lou Reed’ parçasında bir komedi destanı sergiliyor.

Müzisyenlerin kalitesinden öte; içerdiği bulaşıcı neşe ve mutluluktan içinizi dışınıza çıkartan samimi performanstan dolayı “The Little Willies” albümü oldukça keyifli bir dinleti. Gevşek ve kıpır kıpır melodiler ile oynayan grup hatırşinas bir çalışma kaydetmiş. İlk başta bir yıldızlar topluluğu izlenimi veren gruba kuşku ile yanaşılabilir, ancak müziğin derinliklerine girdikçe karşınızda ne kadar kuvvetli bir çalışma olduğu anlaşılıyor ve müzik tüm önyargıları siliyor. Müziğin albüme iki kalıp büyük geldiği “The Little Willies” son zamanlarda dinlenebilecek en saf, zararsız, gerçekçi ve eğlenceli albüm.