Üçün Büyüsü: Hauschka, Dustin O’Halloran ve Jóhann Jóhannsson

Prelude No.2

Prelude No.2

Bir özel gece daha müzik ruhumuza çeltik attı dün gece. Erased Tapes’in 5. Yıldönümü konserinden gelen bu ikinci dalgalanma, ruhlarımızın kopuşlarının başladığı anın bir noktasıydı.  Nokta ile bir bitişi değil, aksine gelecekteki yeni açılımlara sokulan bir büyüleyici kapının sinyalleri olarak baktığımı söylemem gerek. Salon İKSV’nin yine yaratıcı üç müzik adamının kendi aralarında kurguladıkları konser zincirini önümüze getirerek bir sorumluluğa daha imza attı. Burada reklam maksadıyla bunu yazmıyorum zira her dinleyici gibi ben de kuruşu kuruşuna paramı ödeyerek girdiğim bir konserdi. Bu tür sorumlu projeleri takip edip ayağımıza kadar getiren Salon İKSV ekibine tekrar teşekkürü bir borç bilirim; yiğidin hakkını vermek gerek…

Konsere saat 21.35’de geldiğimizde kapıların kapalı olması beni mest etti. Belli ki yine konser zamanında başlamıştı. Bu defa Salon görevlileri hiç kimseyi içeriye almadı. Ancak parça arasında kapıyı açacaklarını ve ona göre konsere müdahil olacağımızı söylediklerinde mutluluktan uçuyordum oysa konsere geç kalmıştık. Bu beklemeyi Hauschka ve Dustin O’Halloran plakları ile doldurduk. Dustin’in o ipeksi piyanosunun son tınısı ile kopan alkış eşliğinde konsere müdahil olup en önde kendimize bir yer edindik.

Antik çağlardan beri üç rakamının kutsallığı aşikar. Bu rakam üçgenle sembolize edilir ve çok yönlülüğü ifade eder. Yani geçmiş, şimdi ve geleceği. Yeteneği neşeyle birleştirir. Bu yüzden sayılar içinde en uysal ve uyumlu olandır. Tüm bu tanımlar ise dün gece yaşanan konserin özetini çıkartıyor. Üç sanatçı, üç farklı set ve üç yetenek. Kutsal müzikal üçleme misali.

Dustin O’Halloran’ın müziğini çağdaş klasik müzik ile oda müziğinin doğaçlama ekseninde bir araya getirip dinleyenlere sundu. Yanındaki 3 kemancı ve bir çellocu ile her zaman dinlemeye aşina olduğumuz melodilerini bir nükte daha enstrüman zenginliğine bulayan sanatçı yine piyanosunun naçizane dominantlığı ile dinleyenleri büyüledi. Dinlenen ile hayal edilen, görülen ile kurgulanan, görünmeyen ile yaşanan bir dünya içerisinde savurdu herkesi.  Sinestezi hastalığına da gönderme yaparak renkler ile ifade edilen müzik bir ressamın uzun günler emek verdiği kolaj tablosu gibi önümüze serildi. Herkes bir parçasından tuttu ve onunla yaşadı. Bir armoni içerisinde yer alan renkler. Zaten bunun bilincinde piyanistin müziğini dinlerken duyguların renk olarak buharlaştığına şahit olduk. Bu yeni klasik müzik kulvarında süzülen sanatçı duygusallık teması üzerine yaşıyor ve bunu müziği bir araç olarak kullanarak dinleyenlerin önüne nazikçe savuruyor. Melodilerin birbirleri arasındaki ahenk ister istemez dinleyeni kendi evrenindeki en özel köşelere götürüyor, orada oturup biraz etrafa bakmasını, düşünmesini, duygusallaşmasını, kendini sorgulamasını sağlıyor. Karanlık bir köşede aydınlanan bir fener gibi yol veriyor ruhuna. Birkaç ay önce Adam Wiltzie ile olan ortak projesi “A Winged Victory For The Sullen” ile etkin idi ancak benim için gerçek Dustin dün geceydi. Her ne kadar konuşmayı seven Dustin mikrofonun azizliğine uğramış olsa bile yine de bilgi aktarımında cimrilik yapmadı. Gecenin en gerçek müzikal renk paletiydi.

Her üç sanatçı da aynı müzik firması “Fat Cat” çatısı altında olduğundan elbette bir araya gelmeleri daha bir kolay. Bunun meyvesini de yiyen bizler olduk açıkçası. Erased Tapes gecesi Dustin O’Halloran eserlerini satın alamazken dün gece istemediğiniz kadar ürün satıştaydı ve Avrupa fiyatlarına kıyasla çok cazipti. Özellikle yok satan, her sanatçının ikişer parça ile dâhil olduğu “Transcendentalism” plağını kaçırmadığınızı umuyorum.

On dakikalık bir aradan sonra sahneyi ilk defa izlediğin Jóhann Jóhannsson aldı. Yine aynı dörtlü yaylı ekibi ile müziğini icra etmeye başlayan sanatçı konuşma konusunda gecenin en cimrisiydi. Belki de mikrofonun azizliğine şahit olduğundan uğraşmak istememişte olabilir. Bariz ben Apple’ım diyen bilgisayarının logosunu siyah bir bant ile örten sanatçı, böylece gecenin ilk önceden düzenlenmiş altyapılarını da dinleyicilere sundu. Ambient müziği ile elektroniğe girip o sularda uzun süre yüzen sanatçı, Dustin’e kıyasla daha bir hareketli olsa bile beni bir önceki performans kadar etkilemedi. Belki de ambient müziğinde ciddi ilahlarım olduğundan Jóhannsson bana normal geldi. Özellikle Jóhannsson’un piyano arkasında yaylılara göre oldukça sönük kalması biraz dozajı düşürdü. Elbette bunlar benim kişisel görüşlerim ancak Jóhannsson’un dün geceki müziğinde, ben tam tersini beklerken,  yaylılar başrollerdeydi. Bu elbette sanatçının en büyük özelliği, müziğine anlık girilen piyano müdahaleleri ve orkestrasyon. Özellikle kendi arşivinin geçmişine bakarsak bu konuda çok tecrübeli fakat nedense beni sarmalayamadı. Belki de sanatçının istediği zaman dilimine giremedim, o soğuktaki sıcaklığı yaşamak istemedim. Dustin’in yoğun duygusallığından sonra bir şeyler eksik gibi geldi. Gözlerinin sürekli siyah beyaz gösterilen sunumda olması ise acaba bir yerde aksama mı var izlenimi verdi bana. Tematik çalışmalarını ciddi anlamda beğendiğim sanatçı sanki çok mutlu değildi; bir şeylerden. Kısa bir teşekkürden sonra zaten pek fazla etki bırakmadan gitti. Benim en fazla aklımda kalan beyaz ekrandaki yüzü maskeli olan gösterici oldu, sanki Jóhannsson gerçek yüzünü göstermedi ve bu görsel ile bir gönderme yaptı izlenimine kapıldım.

Ve alman piyanist Volker Bertelmann’ı beklemek için en son araya girdik. Bu arada su almak için Salon’da biraz sorun yaşadığımızı da belirtmem gerek. Ne yazık ki su satışı yoktu, bir görevli ise dışarıdaki büfeden su temin edebileceğimizi söyledi. Ne kadar ciddi olduğunu görünce ben de dışarı çıkıp büfeye gittim ama her zaman açık olan yer kapalıydı. Kös kös Salon’a geri döndüğümde ücretsiz su olduğunu öğrendim. Bu ufak sıkıntıda kısa ömürlü olup bir anı olarak hafızalarımıza işlendi.

En son Borusan Müzik Evi’nde izlediğimiz Hauschka sahnede saat 23.30 civarında yerini aldı. Açıkçası yaylı ekibin gelmemesi beni mutlu etti zira ben her zaman tek kişi olarak Hauschka’nın dinleyeni fazlasıyla mutlu edebileceğine inanıyorum. Ancak bu defa karşımıza Mum’dan tanıdığımız baterist Samuli Kosminen ile çıktı. Bu gecenin en güzel sürprizlerinden biri oldu. Nispeten sönül geçen Jóhannsson sonrasında Hauschka tam bir bomba gibi giriş yaptı. Piyanosuna yerleştirdiği oyuncakları (piyano çekiçlerine yapıştırılan bantlar, onları sarmalayan künyeler, alüminyum folyolar, gazoz kapakçıkları, ziller ve pinpon topları) ile bu enstrümanın müzik skalasını önceden ziyaret edilmeyen bir evrene taşıyan sanatçı Kosminen’in kendinden emin ve sağlam bateri vuruşları ile nefes kesen bir performansa bizleri davet etti. Piyanonun performansını adeta bir orkestra kalabalığına taşıyan Hauschka her zamanki gibi cana yakın, konuşkan ve eğlendiriciydi. İki sanatçının arasındaki bakışlar ise bizlerin göremeyeceği bir müzik dalgalanmasının iki ucu gibiydi; bir taraf alırken, diğeri veriyor, diğer verirken ötekisi alıyor.  Her olası sesi piyano ile çıkartabilen Hauschka olağanlıktan asla çekilmeyip anlık ritimler ile ritimler üzerindeki hâkimiyetini tekrar bizlere gösterdi. İstediği gibi armoni ve ritimler ile oynayabilen Hauschka her ne kadar anlık müziğin kendi başına dağılmasına izin verse bile asla kontrolü bırakmadı.

Samuli Kosminen

Samuli Kosminen

Hiları Hahn ve çellocu Hildur Guðnadóttir ile müzik yapıp albüm yayınlayan Hauschka’nın en kısa zamanda Kosminen ile de bir şeyler üretmesini umut ediyorum. Her ne kadar “Salon des Amateurs” de birlikte çalmış olsalar bile dün geceki müzik ve enerjisi bambaşka kaynaktan akıyordu ve bunun bir şekilde kayıt altında olması gerekir düşüncesindeyim.

Merakla beklediğim konserlerden biri olan dün geceki performans farklı kültürlerden gelen üç müzik adamının, piyanistin ve ritim terzisinin dünyasına tanık olmamızı sağladı. Tek bir enstrümanın hangi formatlara sokulabileceğine şahit olduk, üç farklı bakış açısından. Konser bugün saat 00.35’te bitti. Çıkışta alınan Hauschka plağı güzel bir sohbet ile ve bir imza ile bağlandı. Yine ruhumun mest olduğu bir boyutta eve süzüldüm…

Dün gece çektiğim videoları yavaş yavaş upload ediyorum: