Vijay Iyer Trio ve yaratıcılık

"Accelerando" albüm kapağı
“Accelerando” albüm kapağı

Ritimler, duraksamalar, monotonluğa meydan okuyan tuşlamalar, üç enstrümanın farklı telden çalıp bir o kadar bütünleyici ahenk içerisinde olması, işte bunların hepsi Vijay Iyer Trio’nun müziğinde yaşayabileceğiniz birkaç önemli içerikten bazıları. Akbank Caz Festivali’nin en iyi performanslarından birini veren bu üçlü zaten o konser gecesi yeni albümde bizleri nelerin beklediğinin sinyalini vermişti. Şimdi fiziksel olarak “Accelerando” da dinlediğimiz müzik sadece o geceyi bizlere tekrar yaşatmakla kalmayıp bu üçlünün müziğine derinlemesine dalmamıza imkân sağlıyor.

Üç yaşında viyolin çalmaya başlayan Hint asıllı olan Vijay Iyer, bu enstrümanda doğaçlama yapmanın sığlığından (adeta doğaçlama özürlü) dolayı kendi müzik ruhunun onu piyanoya taşıdığını ifade eder. Kendi kendine piyano çalmayı öğrenen sanatçı, bu enstrümanın kendisi için tamamıyla bir müziksel serüven olduğunu ve her gün yeni bir ritimsel maceraya atıldığını söyler.  Normal hayat onu Yale’de matematik ve fizik kulvarına doğru sürüklerken, bir anda eski aşkı müzik ruhundan hortlayıp, kendisini müzik algısı ve uygulanışı eğitimine doğru akmasını sağladı.

Iyer’ın müziğe olan bakış açısı analitik olmayıp tamamıyla insani. Bizlere dayatılan kalıplaşmanın dışında olan bir müzik meselesi ile hareket eden sanatçı bunu aynı formatta bestelerine taşıyor. Öte yandan, bu becerisini yazıya dökerek kendi internet sayfasında algılama ve müzik bilgisi üzerine yazdığı makaleler ile dinleyenlerine ayrı bir iletişim imkanı sunuyor. İşte bu özelliği sayesinde de ayrıcalıklı olarak tanınıyor. Müziğe ruhu ile yön veren sanatçı, bunu icra ederken de fiziksel davranışı ve duruşu ile bir orkestra şefi gibi davranıyor. Her ne kadar basına tutku ile bağlı olan Stephan Crump ve davulu su içmek kadar kolay çalan baterist Marcus Gilmore’un yönetime ihtiyacı olmasa bile Vijay’ın göz teması ile zamanlamalar kusursuzlaşıyor.

Iyer-Trio-by-Lynne-Harty

Iyer-Trio-by-Lynne-Harty

Yaratıcı müzik kulvarının içerisinde hakkıyla yer alan üçlü birlikte kaydettikleri bu ikinci albümleri “Accelerando” da her şeyden önce kusursuz kaliteyi yansıtıyor. Doğaçlama ve teorik müzik üzerine coşan üçlü; bunun en güzel örneğini, ilk defa Vijay’ın 2010 tarihli “Solo” albümünde yer alan, bir Michael Jackson yorumu olan, ‘Human Nature’ parçasını yerle bir edip sıfırdan tekrar kusursuz yapıya sokmasıyla yaşıyoruz. Üçlü bu yorum ile kalmayıp, Herbie Nichols’un zıpzıp bestesi ‘Wildflower’; Henry Threadgill bestesi ‘Little Pocket Size Demons’ gibi parçalara da kendi nefesini üflüyor. Elbette elektronik müziğinin yeni dâhisi olarak gösterilen Flying Lotus’un dijital ritimleri ile süslediği ‘Mmmhmm’ parçasını da atlamamakta fayda var. Ancak benim için en çarpıcı yorum, Heatwave grubunun ‘The Start Of A Story’ adlı parçası. Vijay, Stephan ve Marcus üçlüsünden bu parçayı ilk Babylon konserinde dinlediğimde adeta çıkıp dans etmek istedim. İçimde yarattığı ritmik dalgalanma inanılmazdı. Özellikle Stephan’ın kendinden geçercesine vurduğu bas yaylıları, Marcus’un o yoğun müzik içerisinde rahatlığı ve Vijay’ın liderliği tek kelime ile kusursuz idi. Şimdi CD’den dinleyince hala aynı etki altına giriyor olmak, müziklerinin ne kadar sorumlu olduğunun en güzel göstergesi.

Albümün geri kalan parçaları Vijay tarafından bestelenen özgün eserler olup gelen yapıyı tamamlayıcı nitelikte.  Üç enstrüman farklı açıdan birbirine yaklaşıp, fazla haşır neşir olmadan kendi ritimleri içerisinde bir paralellik boyutuna süzülüyor. Keskin dönemeçlere girmeyip, tahmin yürüterek akan ritimler, ansızın patlayıp ansızın köşelerine çekiliyor. Buna şahit olanlar ise mucizeye tanık olmuş gibi şaşkın bakışlar içerisinde sanatçıları takip etmeye çalışıyor.

“Accelerando” farklı müzik tarzları arasında süzülen, yaratıcılığın başı çektiği, temiz ve net ritimlerin kulağınıza aktığı marifetli bir müzik okyanusu. Bol doruk noktaları ile bezenen albüm bu yılın en iyileri arasında şimdiden yerini aldı.