Omar Souleyman
Omar Souleyman

Ekim 2003’den beri, Sublime Frequencies plak, CD ve DVD formatlarından oluşan 100’ün üstünde ürüne imza attı. Pek çok müzik firması ticari kaygılar dalgası üzerinde süzülürken Sublime Frequencies’in ana hamuru bunun üzerine kurgulanmadı.

Bishop, Mayet ve yanlarında gönüllü çalışan aktivist ruhların ana meselesi bu garip müzikleri ulaşılabilir hale getirmek, bundan dolayı da ticari kaygıları yok. Alan alır mantalitesi hakim ve bu kurgu her üretimlerine işleniyor.

El emeği, göz nuru, kulak uğuru var her plak, CD veya DVD’de. Bu kurgu Bishop’un kendi deneysel-elektronik grubu Sun City Girls için de geçerli.Sublime Frequencies’in arkasındaki felsefe aslında Sun City Girls grubunun tarihinden alıntılar ile beslenmekte. Söz konusu grup Alan ve kardeşi Rick tarafından yaklaşık 35 yıl önce raylara oturtulmuş. Sirkülasyonu çok fazla olan grup özellikle punk, rock, endüstriyel ses, deneysel şiir, özgür caz ve süregelen sahne performansları ile her daim farklı olanı algılatmaya çalıştı.

Kendi kaset ve CD’lerini kendileri kaydedip satan grup 1988’de bir anda kendilerini Java ve Sumatra adalarında buldu. Buradaki müzik akımına giren SCG ilk defa kendi adıyla resmi albümünü burada yayınladı. Bu üretim Asya’da gerçekleştirdikleri seyahatler ile arttı ve daha bir derinleşti.

Bir Sublime Frequencies Albüm Kapağı
Bir Sublime Frequencies Albüm Kapağı

Alan ve kardeşi Rick, etno-müzikoloji, müzik antropolojisi gibi konularda, geleneksel yöntemler ile kendilerini eğiteceklerine, kendi başlarına yanlarına aldıkları yerel sanatçılardan ders almayı tercih etmiş. Böylece konunun yüreğine giren kardeşler, kendi kendilerini eğitmişler diyebiliriz.

Tamamıyla kendi istediklerini kaydeden kardeşler, bu tarzda eğitimli olsunlar veya olmasınlar istediklerini yapma özgürlüğü içerisinde hareket ederek oldukça enteresan müziklere imza attı. Asya, Afrika ve Ortadoğu müziklerinde daha ayrı bir lezzet veya tutku olduğuna inanan Sublime Frequencies yöneticileri genel akımın aksine süzülerek “oradaki” müziklere yelken açmayı yeğlemiş.

Elbette avant-garde ve özgün caz hala en sevdikleri tarzlar ama “oradaki” müzik her zaman daha ağır basıyor. Batı’da yapılan genel müzikleri soğuk, duygusuz, anlamsız ve hatta boş bulan Sublime Frequencies, dinlemenin keyfine varılacak coğrafyalarda gelen müzikleri karşı sadece kendilerinin ilgisi olmayacağını düşünerek rotasını belirlemiş.

Son 35 yılda Bishop tarafından arşivlenen tüm müzikler orijinal kayıtlarına sadık kalınarak, yani aradaki boşluklar, kesikler hatta atlamalar temizlenmeden, Sublime Frequencies etiketi ile tekrar basılmaya başlandı. Nasıl diyelim, tamamıyla müdahalesiz müzik. Şirketin ana planı aslında plansız olması, bir seyahatte bulunan kaset belki tüm önceliği alabilecek nitelikte olabiliyor. Bu elbette özgür olma politikası temelinden beslenmekte.

Benim için Sublime Frequencies kendi yolunda ilerleyen, arada sırada farklı patikalara sokulup karşısına çıkan müzikleri en yakın dostları ile paylaşan bir kurum. Gidecekleri yol ise tamamıyla kendilerine özgü ve hiç kimse umurlarında değil. Şu ana kadar çıkarttıkları üretimler ise adeta en beğendikleri, kendilerince en güzel müzikleri paylaşmak.