voyager
voyager

Dünyamızdan 22 milyar kilometre uzaklıkta, bir kapsülün içerisinde Johann Sebastian Bach’ın müziği yeni dinleyicilere doğru yol alıyor. 1977’de Dünya’dan yola çıkan Voyager uzay gemisi, şimdi evrenimizin köşelerinde tek başına süzülüyor, bir gün bir akıllı canlı varlık ile karşılaşana kadar da bu öyküyü dinleyeceğiz. Bu arada Voyager 2010’da bizim galaksimizin dışına çıktı. Peki, olası bir uzaylı karşılaşmasında bu yeni konuklar mekiklerin içerisinde ne bulacak? “Voyager Golden Record – The Sound of The Earth” olarak adlandırılan bir altın plak içerisinde sayısız dünya sesinin arasında Glenn Gould’un çaldığı bir piyano şaheseri…

Ne düşünerek yıldızlara müzik yolladık acaba? İnsana zerre kadar benzemeyen, belki duyma özellikleri bile olmayan canlıların neden müziği algılayabileceklerini varsayıyoruz. Fazla uzağa gitmeye gerek yok, biz daha kendi aramızda bile iyi veya kötü müziği ayırt edemezken, uzaylılardan bunu beklemek ne kadar doğru? Bizlere anlamlı, estetik ve duygusal gelen müzikler başkalarının kulağına ulaşır ulaşmaz nefret edilir. O halde Voyager bilim adamlarının kurguladığı üzere, müzik farklı ırklar, canlılar arasında bir iletişim aracı olabilir mi? Müzik evrensel mi?

Bazılarına göre müzik sonuçta bir duygu ile beslenmiş matematiksel işlem. Bu durumda her gelişmiş varlık bu melodik titreşimlerin kodunu çözebilir ve altında yatanı matematiksel olarak görebilir. Bu kadar basit mi durum gerçekten… Oysa müzik bir doğal görüngü değil aksine insan icadı. Aksi zaman zaman iddia edilse bile, bilgimiz dâhilinde, hiçbir varlık müzik üretmiyor veya insan gibi müzikten etkilenmiyor. Müzik insanların kültüründe var olan bir unsur. Tarih sayfalarından, yazısız ve hatta resimsiz pek çok toplum olduğunu biliyoruz ancak öyle ya da böyle müziksiz olanlar çok nadir.

Dillerin aksine toplumsal müzikte bir kaide yok. Her toplum, kendi kültürü ve yaşam haritasını tarihten aldığı birikimler ile müziğe yansıtıyor. Bu müzikler ise değişimlere her zaman mağdur kalabilecek ortamlarda yaşıyor. Duyma özelliklerimiz ile aklımızın birleştiği noktada ortaya çıkan kesin sonuç müzik.

Bu karışık akustik frekans ve amplitütlerin bir araya gelmesi neden bizlere anlam ifade ediyor? Kaldı ki müzik dinlerken gülebilir, ağlayabilir, mutlu olabilir veya kahrolabiliriz. Ortaya çıkan düşünceye göre, bizler müzik dinlerken, dinlediğimiz müzik en yavaş parça bile olsa, beynimiz inanılmaz bir yoğunluk içerisinde çalışıyor. Bilinçli veya bilinçsiz olarak kendisine ulaşan müziği irdeliyor, filtreliyor, parça parça ayırıyor ve sonra anlam katıyor. Bundan dolayı, hayır müzik sadece bir matematiksel işlem değil. Akıl almayacak boyutta; sanat ve bilim, mantık ve duygu, fizik ve filozofik karışımı, kusursuz bir süzme. Aslına bakarsanız tam bize özgü, insan… Belki Voyager bilim adamları da bunu düşündü. İşte bu da bir mucize…