Dee Dee Bridgewater
Dee Dee Bridgewater

Dünya Müziği’nin son dönemlerdeki kollanarak gelişimi her müzik türü ile bir şekilde uyum içerisinde bütünleşmekte. Ortaya çıkan çalışmalar ise uzun zamandan beri kulaklarımızın duymadığı kalite niteliğini hakkıyla taşıyan üretimler. Bu tür melodik ahenklerin çatısı altında bir tarafta genç ve yeni sanatçılar kendi tarzlarını arşınlamakla meşgulken, diğer tarafta efsanevi isimler köklerini ziyaret etmekte. Bunun en son örneği Topkapı Müzik etiketi ile piyasaya çıkan yeni albümü “Red Earth-A Malian Journey” olan Denise Eileen Garrett yani namı değer Dee Dee Bridgewater.

1950 yılında Memphis’de doğan sanatçı bir caz trompetçisi olan babası sayesinde yoğun şekilde caz müziğine maruz kaldı. Cazın göbeğinde büyüyen sanatçı, tüm gençlik yıllarını müzik eğitimi görerek geçirdi.  Ard arda açılan müziksel kapılar sayesinde bu genç caz tutkunu, 1970’lerin başlarında henüz daha yirmi yaşındayken, Thad Jones-Mel Lewis Jazz Orkestrası’nda baş solist pozisyonunu kaptı. Böylece sanatçının günümüze kadar halen sürmekte olan uzun ve başarılı sanat hayatı başlamış oldu. Bu sanat hayatında kimlerle yolu çakışmadı ki, bunların arasında Sonny Rollins, Dizzy Gillespie, Dexter Gordon, Ronald Kirk ve Max Roach sadece birkaçı. Ona caz sanatçısı derken, bu tarzın sunduğu standartlara endamlı yaslandığının altını çizmekte fayda var, zira Dee Dee hiç kuşkuşuz her türden melodiyi doğal bir şekilde caz duygusuyla yorumlayabiliyor. Tam bir tutku şarkıcısı olan Dee Dee Bridgewater kariyeri boyunca bu yeteneğini elini attığı her müzik türünde ortaya çıkartmayı başardı.

Bir dönem caz sanat yaşamının haricinde sahne performanslarına merak salan sanatçı kısa sürede bu kulvardaki egemenliğiyle geniş izleyici kesimini büyülemeyi başardı. “The Wiz” adlı ünlü oyundaki rolüyle Tony ödülüne layık görülmesi, özellikle bu müzikalde yer alan ve sanatçının imzası olarak lanse edilen ‘If You Believe’ parçası ile tüm müzik tutkunlarının yüreğini feth etmiş olması. Efsanevi caz şarkıcısı Billie Holiday’in hayatını konu alan “Lady Day” adlı müzikalindeki rolü ile Laurence Oliver ödülüne aday gösterilmesi bu kulvarda ne kadar başarılı olduğunun sadece birkaç göstergesi.

Ancak 1980’lerin sonuna doğru müzik tutkusunun ağırlığı her şeyin önüne geçti ve Dee Dee müzikalleri bir yana bırakarak tekrar caz dünyasına geri döndü. 1987-1990 yılları arasında “Live In Paris”, “Victim of Love” ve “In Montreal” adı altında üç önemli albüm yayımlandı. Poptan caza çok geniş bir müzik ufkuna sahip olan sanatçı, daha sonra ustası olan Horace Silver anısına hazırlanan 1990 tarihli “Love and Peace: A Tribute to Horace Silver” adlı albümü çıkarttı. Bunu 1997 yılında Ella Fitzgerald’ın anısına kaydettiği “Dear Ella” adlı çalışması takip etti ve bu albümü sayesinde 1998 tarihindeki Grammy ödülünü kucakladı. Yoğun müziksel serüveni ve elini attığı her projeyi hakkıyla başarıya taşıyan sanatçı, yaratıcı kişiliği ve sonsuz caz yelpazesi sayesinde son otuz yıldan beri kendinden oldukça fazla söz ettiren bir sanatçı konumuna geldi.

Dee Dee Bridgewater her şeyden öte geleneksel cazdan yakıcı doğaçlama yorumlarına kadar müziksel yelpazeye yeni çehre getiren bir sanatçı. Korkusuz ve özgür olması beklide onun günümüzün çok yönlü ve ilham verici sanatçısı olduğunun en büyük kanıtı. Yetenek ve ilham kazanlarının kaynağı yeni projesi “Red Earth–A Malian Journey” hem ileriye dönük hem de geçmişine bağlı bir organik yapıya sahip. Amerikan caz anadilini, Mali ritimleri, yerel vokaller ve geleneksel enstrümanlar ile evlendiren Dee Dee Bridgewater, günümüzün en önemli caz ve dünya müziği ekseninde dönen müziksel çalışmasını yaratmış dersek abartmamış oluruz.

“Red Earth–A Malian Journey” adlı çalışmanın temelleri, Bridgewater’ın Birleşmiş Milletler bünyesinde olan Yemek ve Tarım Organizasyonun (FAO) tarafında 1999’da dünyanın ilk elçisi seçilmesiyle atıldı. Sanatçının yıllar geçtikçe Nijerya, Fildişi Sahilleri, Senegal, Kongo, Benin, Güney Afrika, Mali ve Madagaskar’dan toparladığı müziksel arşiv daha sonra tam bir müzik dehlizi olan Mali’nin ön plana çıkması ile bu ülkeye irdingendi. Ancak oldukça yoğun olan sanatçı bu konuya 2004 yılından itibaren konsantre olabildi. İlk fyakaladığı fırsatta geleneksel Mali ve caz ezgilerinin harmanlanmasına karar veren sanatçı böylece kolları sıvadı. Mali’de kadınların erkek dominatlığı altında ezildiğini gören Dee Dee Bridgewater, bu yeni çalışmasında yerel kadın hakları savunucusu Oumou Sangare, Ramata Diakit, yükselen yıldız Mamani Kita ve Mali’nin altın kadın sesi olarak kabul edilen Fatoumata “Mama” Kouyate gibi sanatçılar ile çalışarak Mali’deki kadınların nelere kadir olabileceğini kanıtladı.

Sanatçının son çalışması, basta Ira Coleman, piyanoda Edsel Gomez, perküsyonda Minino Garay, ngonide Baba Sissoko, balafonda Lansin Kouyat, korada Mamadoue Cherif Soumano ve arka vokallerde Assitan Kita ve Kabin Kouyat gibi çok değerli müzisyenlerden oluşan bir müziksel ordu ile gerçekleştirilmiş. Albümde yer alan parçalardan ‘Bani (Kötü Ruhlar)’, ‘Sakhodougou (Griot’lar)’, ve ‘Massane Ciss (Kızıl Dünya)’, 12. ve 13. yüz yıllara kadar uzanan geleneksel ezgiler ve Dee Dee Bridgewater’ın yerinde katkılarıyla modern bir çehreye bürünmüş. Diğer dikkat dünya müziği sentezi ile bezenmiş parçalar ise, ‘Massane Ciss (Kızıl Toprak)’ ve yenilenmiş Sgou ‘Griot’ parçası, ‘Demissnw (Children Go ‘Round)’. ‘Mama Digna Sara Ye (Mama Don’t Ever Go Away)’ ve ‘Djarabi (Oh My Love)’ gibi parçalar ise orijinal ezgilerden türetilmiş olmalarından dolayı dikkat çekiyor.

Son yüzyılın en başarılı caz vokallerinden biri olan sanatçı, bu yeni çalışması ile hiç şüphesiz caz dünyasına nefeskesen ve yenilikçi bir vizyon kazardırdı. Kendi Afrika köklerini Mali’ye kadar süren sanatçı, bu yolculuğunda zengin geleneksel caz ezgilerini bir o kadar zengin olan Afrika gelenek

sel müziği ile birleştirmiş. Ortaya çıkan çalışma ise tam anlamıyla bir organik müziksel deneyim. İstanbullu sanatseverlerin yakından tanıdığı bir efsane olan sanatçı, farklı bir kavram altında bu deneyimi paylaşıyor.