Abstract speed + Sound
Abstract speed + Sound

Giacomo Balla, 1871 yılında Turin’de hayat ile tanışan değerli bir ressam. Özellikle yaratıcı öncülüğü ile gelecekçi sanatın gelişiminde önemli rol oynayan yıldızlardan biri. Gelecekçi Sanatçıların Manifestosu ve Gelecekçi Sanatçıların Teknik Manifestosuna imza atan bir ressam. Üretimleri ağırlıkta döneminin hayli ilerisinde olan bir form, ses ve hız unsuru üzerine kurgulu.

1913-1914 yılları arasında resmedilen “Abstract speed + Sound”  (Soyut Hız + Ses) içerisinde hızı en katı formuyla bizlere aktarılıyor. Bunun gibi kaba saba ve zorlu eserlerde neredeyse nesneler bile yok olmuş durumda. Maddenin manevileştirildiği, yerini sarmal soyut girdaplara bıraktığı bu eserde ses ile süratin bir çarpışmasına şahit oluyoruz. Ancak belirlenen çerçeveler içerisinde yine bir beste olgunluğu ile kucaklanan figürler kimliklerini koruyor.

Tabloda da göreceğiniz gibi bir varlık gösteren renk belli noktalarda belirginken aynı süreç ilerisinde sinilip gidebiliyor. Aynen bir notanın sahneye hakim olup daha sonra yerini başka bir notaya devrettiği an gibi. Bu sarmal renkler, hız ve elbette ton ile belirleniyor. Balla’nın eserinde bazı renkler sınırları da aşıyor bir belirsizliğe uzanıp yok oluyor bu da müziğin sürekliliğini ve zamansızlığını bizlere ifade ediyor. Yazılanların aksiye boyananlar ile bizlere müziği aktarıyor.

Tablonun yüreğine bakarsanız resim bir hız içerisinde, bir hareket ile durağanlıktan arınıyor. Müziği duysanız da duymasanız da bu hareketin önünüzde varlığını görebiliyorsunuz. Bu biçimde gözlemcilere yarı-şeffaf, bol hava üflenmiş, açıklık yansıtan bir rehavet veriyor. Aynen ruhunuza ulaşan ritimlerin her birimizi farklı anlarda farklı doruklara taşıdığı üzere. Kişiye özel anlar, bazen bireysel bazen da toplumsal müzik mest oluşumları.

Karşımızdaki bu tablo belli bir Kübist yaklaşımdan çok farklı. Çok belirgin bir metafora sahip, o da – yoğun, detaylı çalışılmış yüzeyinden dolayı – eğilimlerin içerisinde dolayı olarak aydınlanan, dikkatlice işlenmiş bir duvar. Bunu kıyaslama noktamız olarak algılarsak, Balla’nın formlarında hiçbir şekilde cisim yok.

Varlıkları sadece ışığın ve rengin yörüngelerinin bıraktığı izler – soyut mekanda süzülen ve çullanan unsurlar. Buradaki en can alıcı sinestezi, yani duygu ikiliği ise sesin kendisi. Tablonun adından da anlaşılacağı üzere burada bir ses var. Bir varlık olarak bizlere ulaştırılmaya çalışılan bir oluşum. Diğer yazılarımdaki gibi bir tarz değil, yani ne klasik, ne caz, ne de pop ama bir ses. Malum müzik sadece bir notasal oluşumdan öte bir spontane ton cümbüşü de olabilir. Kalabalık bir sokakta gözlerinizi kapatıp dinlediğiniz trafiğin sesi gibi, içerisinde varlık gösteren melodileri kavrayıp anlamlaştırmak gibi. Veya sadece sessizliğin nabzını dinlemek gibi.

Bu gözlemlediğiniz tabloda klasik müziğin kromatik ötümlülüğü veya sürekli atılım içerisinde olan cazın akıcılığı yok. Daha çok metalik bir yaygara temalı patırtı söz konusu. Ancak bu patırtının da kendi içerisinde bir ahengi var. Bu metalik yaygaralara ister sürat kazanan bir yarış arabası, deli gibi kornaya basan trafikte sıkışmış bir araba veya tekerlekleri asfaltı tutamayın cayır cayır yakaran bir kamyon gibi.

Dinamik, mekanik bir ses silsilesinin renkler ile sarmalamasından doğan bir bütünlüğün resmi diyebiliriz. Müzik içerisinde olabildiğince varken, aynı zamanda da boşluklarda yok olabilir. Tamamıyla bireysel algının kendini yakalayıp sorguladı anlar gibi…